Kategori arşivi Genel

KÜRESEL ISINMA CAN ALIYOR

Kanada ve Sibirya kavruluyor: Küresel ısınma can alıyor…

Global warming, earth

Kanada’da hava sıcaklıklarının 50 dereceye dayanması dikkatlerin bir kez daha iklim değişikliğine çevrilmesine neden oldu. Aşırı sıcaklar Kanada’da koronavirüsten daha fazla ölüme neden olurken, iklim değişikliği ABD’de 13 katlı bir apartmanın çökmesinde de rol oynamış olabilir.

Dondurucu iklimiyle meşhur Kanada’nın batı bölgeleri benzeri görülmemiş sıcaklarla baş etmeye çalışıyor. Sibirya da sıcaklarla boğuşuyor. Uzmanlar, karbon emisyonlarının azaltılmaması halinde bunun yeni normal olacağı uyarısında bulunurken, sıcaklık kaynaklı ölümler yaşanıyor.

Geçen 5 günde sadece Kanada’nın British Columbia bölgesinde aşırı sıcaklardan ötürü 486 “ani ve beklenmedik” ölüm kayıtlara geçerken aynı dönemde COVID-19 kaynaklı toplam ölümler ise 98 oldu. Bu hafta Kanada’nın British Columbia bölgesini vuran sıcak hava dalgası iklim değişikliğine dair net bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Bölgedeki Lytton kasabasında 49.5 ile rekor seviyede sıcaklık görülürken, bölgenin kalanında da en düşük sıcaklık 40 derece oldu. ABD’de de 35’ten fazla şehirde rekor sıcaklıklar kayda geçti. Seattle 42 derece ile önceki rekorunun tam 5 derece üzerine çıktı. Aşırı sıcak havalar dünyanın bir başka ‘soğuk’ köşesinde de etkili oluyor; Rusya’nın Sibirya bölgesinde termometrede 32 derecenin üzeri görüldü.

Kanada’nın British Columbia Üniversitesi’nden Simon Donner “Bir sıcak hava dalgasının bu kadar uzun sürmesi ve Kanada’nın bu kadar sıcak olması tarihte eşi benzeri görülmemiş bir durum” derken, İklim Etkileri Grubu adlı organizasyondan bilim insanı Meade Krosby, “Asıl soru iklim değişikliğinin sıcak hava olaylarına neden olup olmayacağı değil, bunun ne kadar büyük olacağı” görüşünü dile getirdi.

Dünya Meteoroloji Organizasyonu’na göre küresel sıcaklıklar sanayileşmeden bu yana 1.2 derece arttı. Simon Fraser Üniversitesi’nden iklim bilimci Deborah Harford, “Kulağa çok gibi gelmiyor ama bu tüm sistemi değiştiriyor” diyor. Sıcak havayla orman ve çalı yangınları da arttı. Sıcaklıkların 50 dereceye dayandığı Kanada’da orman yangınları etkili oluyor. Ülkenin Lytton kasabasında 300 kişi yangın nedeniyle tahliye edildi, 20 yapı hasar gördü.

Avrupa’da vakalar artışa geçti…

DSÖ: Avrupa’da vakalar artışa geçti, böyle giderse yeni dalga kaçınılmaz…

Aşılama hızının artması ve yaz mevsimine girilmesiyle birlikte kısıtlama tedbirlerini gevşeten Avrupa ülkelerinde vaka sayıları iki aydan uzun bir süre sonra yeniden artışa geçti.

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Direktörü Hans Kluge, vaka sayılarının bu şekilde artmaya devam etmesiyle yeni bir dalganın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Disiplinin bırakılmaması gerektiğini söyleyen Kluge, “Geçtiğimiz hafta vakaların yüzde 10’u seyahat, toplantı ve sosyal kısıtlamaların kaldırılması sebebiyleydi” dedi.

Worldometers verilerine göre, Avrupa’daki 47 ülkede geçen hafta 383 bin 888 vaka kaydedilirken, bu rakam bir önceki hafta 296 bin 710 olmuştu. Artışın hızı ise yüzde 29 olarak tespit edildi.

Geçen hafta Covid-19 vakalarının en çok arttığı ülkelerden biri olan Rusya’da, son 24 saatte ülkede virüs nedeniyle 669 kişi hayatını kaybetti. Bu sayı Rusya’da bir gün içerisinde kaydedilen en yüksek can kaybı oldu.

Delta varyantının etkilediği Britanya’da ise, geçtiğimiz gün 26 bin 68 vaka bildirilirken, bu son beş ayın en yüksek vaka sayısı olarak kayıtlara geçti.

GAZİANTEP’TE HASTANE YANGINI

Gaziantep’te özel bir hastanede yangın çıktı…

Gaziantep’te özel bir hastanede çıkan yangın kontrol altına alındı. Dumandan etkilenen 45 hasta başka hastanelere sevk edildi.

 

Merkez Şahinbey ilçesi Tepebaşı Mahallesinde bulunan özel hastanenin kardiyoloji bölümünde yangın çıktı.

İhbar üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangına müdahale etti.

Bu arada hastanede tedavi gören ve dumandan etkilenen bazı hastalar hastanenin çatısına uzatılan yangın merdiveniyle kurtarıldı.

Yangın nedeniyle dumandan etkilenen 45 hastanın çevredeki başka hastanelere nakledildiği öğrenildi.

Yangını kontrol altına alan itfaiye ekiplerinin, dumanın tahliyesine yönelik çalışmaları sürüyor.

Hastanenin genel koordinatörü Dr. Cezmi Ük, AA muhabirine, ilk belirlemelere göre MR teknik odasında elektrik kontağından yangın çıktığını ifade etti.

Alevlerin hemen üst kısmında havalandırma sisteminin bulunduğunu anlatan Ük, “Buradan içeriye duman basmaya başlayınca tedbir amaçlı tüm hastalarımızı çıkardık. Hastanemizde toplam 46 hasta vardı. Çok şükür herhangi bir ateşle temas yok.” dedi.

112 Acil Servis ekiplerine teşekkür eden Ük, hastanedeki tüm hastaların yaklaşık yarım saatte tahliye edildiğini belirterek, “Şu an için devam eden bir yangın yok. Duman tahliyesi sürüyor. Zaten hasta temaslı olabilecek bir yerde çıkmadı yangın. Arka taraftaki teknik bölümde çıkmıştı. O yüzden hastalarımızın durumu iyi” ifadelerini kullandı.

Biyolojik Silahlar Sözleşmesi

Biyolojik silahlar, insanlara, hayvanlara veya bitkilere zarar vermek veya onları öldürmek için hastalığa neden olan organizmaları veya toksinleri yayar. 

Ölümcül ve oldukça bulaşıcı olabilirler. Bu tür silahların neden olduğu hastalıklar, kendilerini ulusal sınırlarla sınırlamaz ve dünyaya hızla yayılabilir. Devlet veya devlet dışı aktörler tarafından biyolojik ajanların veya toksinlerin kasıtlı olarak salınmasının sonuçları dramatik olabilir. Bu tür olaylar, trajik can kayıplarına ek olarak, gıda kıtlığına, çevresel felaketlere, yıkıcı ekonomik kayıplara ve halk arasında yaygın hastalık, korku ve güvensizliğe neden olabilir.

Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BWC), biyolojik ve zehirli silahların geliştirilmesini, üretilmesini, edinilmesini, transferini, depolanmasını ve kullanılmasını etkin bir şekilde yasaklamaktadır. Bu, tüm bir kitle imha silahları kategorisini (KİS) yasaklayan ilk çok taraflı silahsızlanma anlaşmasıydı.

BWC, uluslararası toplumun kitle imha silahlarının yayılmasını ele alma çabalarında kilit bir unsurdur ve biyolojik silahlara karşı güçlü bir norm oluşturmuştur. Sözleşme, 183 Taraf Devlet ve dört İmzacı Devlet ile neredeyse evrensel üyeliğe ulaşmıştır.

“Bakteriyolojik (Biyolojik) ve Toksin Silahların Geliştirilmesi, Üretimi ve Stoklanmasının Yasaklanması ve Bunların İmha Edilmesine Dair Sözleşme” olarak bilinen Sözleşme, Silahsızlanma Komitesi Konferansı tarafından İsviçre’nin Cenevre kentinde müzakere edildi. 10 Nisan 1972’de imzaya açılmış ve 26 Mart 1975’te yürürlüğe girmiştir. BWC, yalnızca biyolojik silahların kullanımını yasaklayan 1925 Cenevre Protokolünü tamamlamaktadır.

Biyolojik Silahlar Sözleşmesine Taraf Devletler, “hiçbir koşulda aşağıdakileri geliştirmeyi, üretmeyi, stoklamayı veya başka bir şekilde elde etmeyi veya elde tutmayı taahhüt etmemiştir:

  1. Profilaktik, koruyucu veya diğer barışçıl amaçlar için hiçbir gerekçesi olmayan tür ve miktarlarda mikrobiyal veya diğer biyolojik ajanlar veya kökenleri veya üretim yöntemleri ne olursa olsun toksinler;
  2. bu tür ajanları veya toksinleri düşmanca amaçlarla veya silahlı çatışmalarda kullanmak üzere tasarlanmış silahlar, teçhizat veya teslimat araçları.”

BWC Taraf Devletleri, yürürlüğe girmesinden bu yana bilim ve teknoloji, siyaset ve güvenlikteki değişikliklere rağmen Sözleşmenin ilgili ve etkili kalmasını sağlamak için çaba sarf etmiştir. Aradan geçen yıllar boyunca, Taraf Devletler BWC’nin işleyişini gözden geçirmek için yaklaşık her beş yılda bir toplanmıştır. Bu Gözden Geçirme Konferansları arasında, Taraf Devletler, Sözleşmenin etkinliğini güçlendirmek ve uygulanmasını iyileştirmek için çeşitli faaliyetler ve girişimler yürütmüştür. 1980’deki ilkinden bu yana toplam sekiz Gözden Geçirme Konferansı gerçekleştirildi. Dokuzuncu Gözden Geçirme Konferansı Kasım 2021’de gerçekleşecek.

Sözleşme Metni

BWC’nin kendisi nispeten kısadır ve yalnızca 15 makale içerir. Yıllar içinde, daha sonraki Gözden Geçirme Konferanslarında ulaşılan bir dizi ek anlayışla desteklenmiştir. BWC Uygulama Destek Birimi, (a) Sözleşme’nin bir hükmünün anlamını veya kapsamını yorumlayan, tanımlayan veya ayrıntılandıran; veya (b) bir hükmün nasıl uygulanması gerektiğine ilişkin talimatlar, kılavuzlar veya tavsiyeler sağlamak.

Sözleşme metni altı resmi BM dilinde indirilebilir: İngilizce , Español , Français , Pусский ,中文عربي  

Sözleşmenin Temel Hükümleri

Madde
Önlem
Madde I
Hiçbir koşulda biyolojik silahları geliştirmemeyi, üretmemeyi, stoklamamayı, edinmemeyi veya elinde tutmamayı taahhüt etme.
Madde II
Biyolojik silahları imha etme veya onları barışçıl amaçlara yönlendirme taahhüdü.
Madde III
Herhangi birini biyolojik silah üretmeye veya başka bir şekilde elde etmeye teşvik etmemeyi veya herhangi bir şekilde yardım etmemeyi taahhüt etmek.
Madde IV
Biyolojik silahların bir Devletin sınırları içinde, kendi yetki alanı veya kontrolü altında geliştirilmesini, üretimini, stoklanmasını, edinilmesini veya alıkonulmasını yasaklamak ve önlemek için gerekli her türlü ulusal önlemi alma gerekliliği.
Madde V
BWC’nin amacına veya uygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek sorunların çözümünde ikili ve çok taraflı istişarelerde bulunmayı ve işbirliği yapmayı taahhüt etmek.
Madde VI
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden BWC’nin iddia edilen ihlallerini soruşturmasını talep etme ve Güvenlik Konseyi tarafından başlatılan herhangi bir soruşturmanın yürütülmesinde işbirliği yapmayı taahhüt etme hakkı.
Madde VII
BWC’nin ihlali sonucunda tehlikeye maruz kalan herhangi bir Taraf Devlete yardım etme taahhüdü.
Madde X
Barışçıl amaçlarla mümkün olan en eksiksiz ekipman, malzeme ve bilgi alışverişini kolaylaştırmayı ve buna katılma hakkına sahip olmayı taahhüt etmek.

 

Genel Kurul Duyurusu

Acil ve Afet Derneği (ACAT) Olağan Genel Kurulu 31 Mart 2021 tarihinde derneğimizin genel merkezinde saat 10:00’da yapılacaktır. Yeterli çoğunluk sağlanamazsa 7 Nisan 2021 tarihinde saat 10:00’da yine derneğimizin genel merkezinde olağan genel kurul toplantımızın tekrarı yapılacaktır.

Gündem;

  1. Açılış ve Divan teşekkülü,
  2. Toplantı tutanağının imzalanması hususunda Divan’a yetki verilmesi,
  3. Geçen döneme ait Yönetim Kurulu faaliyet raporunun okunması, müzakere edilmesi ve onaylanması,
  4. Geçen döneme ait Denetim Kurulu faaliyet raporunun okunması, müzakere edilmesi ve onaylanması,
  5. Yönetim Kurulu üyelerinin geçen döneme ilişkin eylem, fiil ve işlerinden dolayı ibrası,
  6. Denetim Kurulu üyelerinin geçen döneme ilişkin eylem, fiil ve işlerinden dolayı ibrası,
  7. Geçen döneme ait bilanço ve kar-zarar hesaplarının görüşülüp onaylanması,
  8. Derneğin 2021 yılı tahmini bütçesinin görüşülmesi ve onaylanması,
  9. Asıl ve yedek yeni Yönetim Kurulu üyelerinin seçimi,
  10. Asıl ve yedek yeni Denetim Kurulu üyelerinin seçimi,
  11. Dilekler, temenniler ve kapanış.

21.03.2021

Güney Afrika Varyantına Karşı Sınırlı Etkili

AstraZeneca aşısının, korona virüsün Güney Afrika varyantının hafif geçen enfeksiyonunda etkisinin sınırlı olduğu açıklandı. Şirket aşının etkisinin iyileştirilmesi üzerinde çalıştığını duyurdu.

İngiliz-İsveç ortaklığıyla geliştirilen AstraZeneca aşısının, koronavirüsün hafif geçen Güney Afrika varyantı enfeksiyonunda etkisinin sınırlı olduğu açıklandı.

AstraZeneca, Güney Afrika’daki Witwatersrand Üniversitesi ile İngiliz Oxford Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmanın ilk sonucunun bunu ortaya koyduğunu doğruladı. Şirketin bir sözcüsü, araştırmanın birinci ve ikinci fazının ilk sonuçlarına göre, koronavirüsün Güney Afrika türünün yol açtığı Covid-19 enfeksiyonlarının hafif geçenlerinde aşının sınırlı etki gösterdiğini söyledi. Öncesinde Financial Times, aşının varyantlarda sınırlı etki gösterdiğine dair bir haber yayınlamıştı.

Uzmanların henüz büyüteç altına almadığı ve çoğu genç ve sağlıklı yetişkin üzerindeki etkinin gözlendiği araştırmaya 2 bin 26 kişinin katıldığı, katılımcıların yarısına gerçek aşının yapıldığı, hiçbir katılımcının hastalığı ağır geçirmediği veya vefat etmediği bildirildi. AstraZeneca, geliştirdiği aşının hastalığın ağır geçmesini önlediğini savunuyor, ancak diğer yandan bunu ortaya koymaya yetecek yeterli araştırma olmadığını da tekrarlıyor.

Koronavirüsün Güney Afrika varyantı dışında biri İngiltere’de diğeri de Brezilya’da görülen iki türü daha tespit edimişti. Çok daha tehlikeli olduğu haber verilen söz konusu türlerine rastlanması endişeleri artırmış, pek çok ülke varyantların görüldüğü ülkelere seyahatlere kısıtlama getirirken, geliştirilen aşıların bu türlere yönelik etkisi de tartışmalara neden olmuştu. Virüsün her üç türünün de çok daha bulaşıcı olduğu uzman ve yetkili makamlar tarafından bildiriliyor.

AstraZeneca, geliştirdiği aşının Güney Afrika varyantına yönelik etkisinin iyileştirilmesi üzerinde çalıştığını da duyurdu. Şirket, planladıkları gibi gitmesi halinde bu yöndeki çalışmanın sonbahar başında tamamlanacağını ve Güney Afrika türüne karşı etkili hale getirilen aşının sunulmasını hedeflediklerini kaydetti.

HİNDİSTAN’DA BUZUL FELAKETİ

Hindistan’ın Uttarakhand eyaletinde büyük bir buzulun aniden kırılıp nehre düşerek sele neden olduğu açıklandı. En az 9 kişinin yaşamın yitirdiği ve 150 kişinin ise kayıp olduğu bildiriliyor.

Hindistan’ın Uttarakhand eyaletinde eriyen bir buzulun aniden kırılarak Dhauliganga Nehri’ne düşmesiyle nehrin suyunu yükselttiği ve sele neden olduğu açıklandı. Nehir üzerindeki iki barajın da hasar gördüğünü belirten yetkililer, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Olayda en az 9 kişinin öldüğü, 150 kişinin ise kayıp olduğu bildiriliyor.

Yetkililer, Dhauliganga Nehri üzerindeki Rishiganga ve Dhauliganga Barajlarının sel sularını durduramadığı ve barajlar ile çevredeki evlerin selden zarar gördüğünü belirtti. Buzulun kırılmasıyla çamurlu suların dağdan aşağı indiği belirtiliyor. Yetkililer baraj çevresindeki bir tünelde 16-17 kişinin mahsur kaldığını da açıkladı.

Chamoli Bölgesi Eyalet Acil Yardım (SDRF) yetkilileri, olay yerine ulaştıklarını belirtip, nehir çevresinde yaşayan bölge sakinlerinin dikkatli olması yönünde uyardı. Bölgede arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Koronavirüs Önlemleri ve Hava Kirliliği

Koronavirüs salgını ile birlikte büyükşehirlere araç giriş-çıkışlarının kapatılması, sokağa çıkma yasakları, uçuşların durdurulması gibi önlemler hava kirliliği sorununu bir kez daha gündeme getirdi. İstanbul’dan Uludağ’ın görüldüğü fotoğraflar ise kirliliğin azaldığına dair algıyı güçlendirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstatistik Ofisi’nin yayınladığı veriler de, İstanbul’da hava kalitesinin 1-12 Nisan 2020 tarihleri arasında yüzde 28,6 oranında iyileştiğini gösteriyor. Bu tarihlerde 39 olarak belirlenen Hava Kalitesi İndeksi, Mart ayında 55 olarak ölçülmekteydi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 81 ildeki hava kalitesi izleme istasyonlarından aldığı verilerle oranını tespit ettiği havadaki partikül maddeler (PM10) “akciğerlere ulaşarak iltihaplanmaya ya da insanları çok olumsuz etkileyecek kalp ve akciğer hastalıklarına neden” olabiliyor. Dolayısıyla bu partiküllerin havadaki oranı, kirliliğinin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak Türkiye’nin mevcut yönetmelik ve uygulamalarda hava kalitesi ölçümünde sağlıklı seviye olarak kabul ettiği değerler, Avrupa Birliği (AB) ve DSÖ’nün kabul ettiği sınır değerlerinden farklı.

Türk Toraks Derneği ve TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın her yıl yaptığı değerlendirmeler de, Türkiye’de genel hava kirliliği ortalamalarının DSÖ’nün önerdiği değerlerden çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

TMMOB ÇMO’nun 2018 Hava Kirliliği Raporu da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yönetilen 313 hava kalitesi izleme istasyonunun verilerini inceliyor. Raporda, istasyonların sağlaması gereken yüzde 90 oranında veri oluşturma ihtiyacının genel olarak yetersiz kaldığı belirtiliyor. Raporda ayrıca, ölçüm istasyonlarının son yıllarda yeterli ölçüm yapmadığı ve en önemli kirlilik parametrelerinin ise ölçüme katılmadığı değerlendirmesi yapılıyor.

Covid 19 Enfeksiyonunda Kronik Hastalıklar Neden Riski Artırıyor?

Hastalıklara karşı savunma oluşturan bağışıklık sistemi, vücudumuzu aralarında virüslerin de olduğu her türlü yabancı ve zararlı maddeden koruyan bir mekanizma.

Bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve kronik rahatsızlığa sahip olanlar, koronavirüs salgını gibi durumlarda çok daha büyük risk altında. Kronik hastalığı olanların salgın hastalıklara yakalanmamak için çok daha dikkatli olması gerekiyor. Peki, hangi kronik hastalıklar, neden riski artırıyor?

Akciğer hastalıkları

Astım hastalarının akciğerleri sağlıklı insanlara oranla çok daha duyarlı. Astım krizleri sırasında bronş mukozası şişer, solunum yollarında spazm ve ödem görülür. Astım hastaları özellikle nefes vermekte zorluk yaşar ve bunun için sağlıklı insanlardan çok daha fazla enerji sarf eder. Bu durum akut nefes darlığına neden olabilir, hastalar boğuluyormuş hissi yaşayabilir.

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon astım hastası bulunuyor. Almanya’da ise bu rakamın yaklaşık 8 milyon olduğu tahmin ediliyor.

Alerjenler veya viral hastalıkların da aralarında bulunduğu solunum yollarını etkileyen enfeksiyon hastalıkları astım krizlerini tetikleyebiliyor. Bu durumda vücut sadece astımla değil, aynı zamanda viral enfeksiyonla da mücadele etmek zorunda kalıyor. Vücut bu iki durumla aynı anda başa çıkamadığında ise bunun sonucu kimi zaman ölümcül olabiliyor.

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) da bu gruba giren bir diğer önemli hastalık. Uzmanlara göre sigara KOAH için en önemli risk faktörlerinden biri.

Kronik akciğer hastalıkları akciğerlerde ve solunum yollarında hasara yol açıyor, bu durum da virüslerin bir anlamda işini kolaylaştırıyor.

Diyabet

Gerek Tip 1, gerekse Tip 2 diyabet hastaları sağlıklı insanlara oranla daha zayıf bir bağışıklık sistemine sahip. Tip 1 diyabet bir otoimmün hastalığı. Bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten beta hücrelerine saldırması sonucu ortaya çıkıyor. Vücut kan şekerini düşüren insülin hormonundan yeterli miktarda üretemediği için, kan şekeri devamlı yüksek seviyede bulunuyor. Bu da vücudun savunma mekanizmasını zayıflatıyor. İnsülin direnci olarak da adlandırılan Tip 2 diyabette ise pankreasta insülin üretimi yeterli olduğu halde, hücrelerde insülin hormonunu algılayıcı reseptörlerin çalışmaması nedeniyle bu hormona karşı duyarsızlık gelişiyor.

Kan şekeri seviyeleri ilaçla normal seviyelerde tutuluyor olsa bile, özellikle ateşli enfeksiyon hastalıkları diyabet hastaları için yüksek bir risk faktörü oluşturuyor.

Ayrıca diyabet damarlarda değişime ve çeşitli damar hastalıklarına neden olabildiği gibi organlara da zarar verebiliyor. Bu durum da vücudun viral hastalıklarla mücadele kapasitesi düşüyor.

Kalp/Damar Hastalıkları  

Koroner ve iskemik kalp hastalıkları bu grubu oluşturuyor. İskemi bir doku ya da organa kan akışının azalması ya da durması anlamına geliyor. Koroner yani kalbi besleyen damarlardaki daralma ise oksijen yetmezliğine yol açıyor. Buna ise ateroskleroz yani damar sertliği neden oluyor. Burada da enfeksiyonların ölümcül sonuçları olabiliyor. Kalp kapakçığı sorunu yaşayanların da sağlıklı insanlara göre çok daha temkinli davranmaları gerekiyor.

Viral enfeksiyonlara mücadele için metabolizmanın düzgün çalışması büyük önem taşıyor. Metabolizmadaki bozukluklar vücudu daha savunmasız ve hâle getiriyor ve vücut fonksiyonları kısıtlanıyor, bu da vücudun çok daha fazla yıpranmasına neden oluyor.

Hipertansiyon

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Öztürk’ün verdiği bilgilere göre Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı hipertansiyon hastası. Robert Koch Enstitüsü’nün 2008-2011 yılları arasındaki verilere dayanan değerlendirmesi de Almanya’da yaklaşık 20 milyon kişinin hipertansiyonu olduğunu ortaya koyuyor.

Tansiyonun uzun süre yüksek seviyelerde olması damarlarda yıkıma neden oluyor. Kan basıncının sürekli yüksek olmasının kalbe de olumsuz etkileri var. Kalbe yönelik aşırı yüklenme ağır kalp-damar hastalıklarına neden olabiliyor. Hastalar bu sessiz ve sinsice yaşanan gelişmeyi sıklıkla çok geç, örneğin bir felç ya da kalp krizi sonrasında öğreniyor.

Kanser 

Kanser tedavisi için kullanılan farklı terapiler bir yandan kanserle mücadele ederken diğer yandan bağışıklık sistemini zayıflatıyor.

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tarık Salman’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de her yıl yaklaşık 160 bin yeni kanser vakası ve buna bağlı 92 bin ölüm görülüyor. Türkiye’deki ölümlerin yaklaşık yüzde 20’si kansere bağlı nedenlerle gerçekleşiyor. Almanya’da ise Robert Koch Enstitüsü’nün tahminlerine göre 2020 yılında yaklaşık 540 bin yeni kanser vakası tespit edilecek.

Kanser tedavisi sırasında kullanılan yöntemlerden biri kemoterapi. Hastaya verilen sitostatik ilaçlarla kanserli hücrelerin çoğalması durdurulmaya çalışılıyor. Ancak bu ilaçlar sadece kanserli hücrelere değil, sağlıklı hücrelere de saldırıyor. Bu da bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen bir durum. Kanser hastalarının enfeksiyonlardan ne kadar ağır şekilde etkileneceği ise kanser tipine ve hastanın o anki sağlık durumuna göre değişiyor.

Kemoterapi ve radyoterapi gören hastaların çok dikkatli olması ve kendilerini her türlü enfeksiyon hastalığından korumak için çaba göstermesi gerekiyor.

Solunum yollarını etkileyen bulaşıcı hastalıklar genellikle damlacık temasıyla bulaşıyor. Enfekte kişi öksürdüğünde ya da hapşırdığında virüslerin geniş bir alana yayılmasına neden oluyor. Bu da kanser hastaları için oldukça tehlikeli bir durum.

Immünsüpressifler

Otoimmün hastalıklarda kişinin bağışıklık sistemi sadece dış etkenlere yanıt vermekte kalmayıp kendi kendine karşı da tepki gösteriyor. Bu durumda hastalara verilen immünsüpressifler bağışıklık sistemini baskılıyor. Bu durum da hastaları grip virüsü ve koronavirüs gibi virüslere karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Örneğin Multipl skleroz (MS), romatizma, Crohn gibi kronik ve iltihabi bağırsak hastalıkları ile HIV pozitif kişiler bu tip ilaçları kullanıyor.

Bu ilaçlar bir yandan bağışıklık sisteminin verdiği tepkileri kontrol atında tutarken, diğer yandan onun zayıflamasına neden oluyor.

UNICEF’ten Açlık Uyarısı

UNICEF, 2021’de dünyanın birçok bölgesinde 10 milyonu aşkın çocuğun açlık ve kıtlık sorunundan muzdarip olacağını açıkladı. Genel Direktör pandemi, iklim değişikliği ve savaşların durumu daha da kötüleştirdiğini söyledi.

UNICEF Almanya tarafından çarşamba günü yapılan açıklamada, en yeni tahminlere göre, 2021 yılında Yemen, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Güney Sudan, Nijerya’nın kuzeydoğusu ve Sahel merkez bölgesinde 10,4 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme sorunundan muzdarip olacağı belirtildi. Açıklamada, halihazırda ağır insani krizlerle boğuşan tüm bu ülkelerin aynı zamanda yükselen gıda güvencesizliği ve kıtlıktan muzdarip olduğu kaydedildi.

UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore, koronavirüs pandemisinin durumu daha da kötüleştirdiğini vurgulayarak, “Covid-19 savaş, doğal afet ve iklim değişikliğinin sonuçlarının mağduru olan ülkelerde halihazırda mevcut olan gıda güvencesizliğini eli kulağında bir afete dönüştürdü” değerlendirmesinde bulundu. Fore, “Uzun zamandır sofraya yiyecek bir şey koymak için mücadele vermek zorunda kalan aileler şimdi kıtlığın eşiğinde” diye konuştu.

UNICEF açıklamasına göre örneğin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde halihazırda 5 yaş altındaki 3,3 milyon çocuk yetersiz besleniyor. Güney Sudan’da ise, nüfusun yüzde 60’ına tekabül eden 7,3 milyon kişinin, 2021 yılında akut gıda güvencesizliği çekeceği kaydedildi. Sahel ülkeleri Burkina Faso, Mali ve Nijer’de de silahlı çatışmalar ve iklim değişikliğinin gıda güvencesizliğini pekiştirdiği ifade edildi.

UNICEF öte yandan, insani yardım örgütlerini ve uluslararası toplumu tüm ülke ve bölgelerde gıda ve sağlık yardımlarına erişimi sağlamaya destek olmaya çağırdı. Örgüt, çocuklar ve aileler için temiz su ve temizlik tesislerinin desteklenmesinin de büyük önem taşıdığına vurgu yaptı. UNICEF, gelecek yıl yalnızca kriz ülkelerinde çocuklar için hayat kurtaran gıda programlarını sürdürmek için 1 milyar doları aşkın bütçeye ihtiyacı olduğunu söyledi.