Kategori arşivi Genel

İSTANBUL DEPREMİNİN ETKİLERİ

Marmara Denizi’ndeki 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından bu sarsıntının İstanbul çevresindeki fay hatlarını nasıl etkileyebileceği merak konusu oldu.

Uzmanlar 6,2’lik bir depremin İstanbul’daki riskli fayın enerjisini boşaltmaya yetmeyeceği yorumunu yapıyor. Prof. Dr. Naci Görür X hesabından yaptığı paylaşımda “Bunlar Marmara’da beklediğimiz büyük deprem değil. Bunlar bu fayın biriktirdiği stresi artırıyor. Yani kırılmaya zorluyor. Burada asıl deprem daha büyük ve 7’nin üzerinde olacak” yorumunu yaptı.

Prof. Dr. Okan Tüysüz de 6,2 büyüklüğündeki sarsıntının “büyük bir depremin öncüsü olabileceği endişesiyle önemli olduğunu” söyledi.

Bu fayda 17 Ağustos 1999’dan beri deprem beklendiğini belirten Prof. Tüysüz, “Burası fayın kilitli olduğu, yani stres biriktirdiği bir bölgedir. Bu strese dayanamayan fayın bazı kesimleri kırılıp bu tip depremler üretiyor” ifadelerini kullandı. Beklenen 7 büyüklüğündeki bir depremin enerjisini boşaltmak için yaklaşık 30 adet 6 büyüklüğünde deprem olması gerektiğini söyleyen Prof. Tüysüz, şöyle konuştu:

“Burada bir miktar enerji boşaltmıştır ama bu bizim beklediğimiz 7’nin üzerindeki depremi çok etkileyebilecek bir deprem değildir.” “İstanbul, daha doğrusu tüm Marmara bir depreme gebedir. Bu da o anlamda uyarıcı olabilir.”

Prof. Dr. Celal Şengör Kandilli Rasathanesi’nden aldığı fay çözümlemeleri üzerinden yaptığı açıklamalarda 23 Nisan’daki sarsıntının “beklenen büyük İstanbul depremini bir parça yakınlaştırmış olabileceğini, ancak öncü bir sarsıntı olmadığını” söyledi.

Özellikle Yeşilköy ve Tuzla gibi sahil kesimlerinin tehlike altında olduğunu belirten Şengör, buna karşın son sarsıntının fay hattının tek parça kırılmayacağını gösterdiğini ve beklenen büyük depremin şiddetini 7,6’lardan, 7,2’ye gerilettiğini vurguladı. Şengör ayrıca, halka evlerinde kalmaları çağrısı yaptı.

Burak Çatlıoğlu 6,2 büyüklüğün küçük bir deprem sayılamayacağını vurguladı ve ekledi: “Bu hattın doğusu 1999 İzmit depreminde, batısı da 1912 Mürefte depreminde kırılmıştı. Ortada kırılmayan burası kalmıştı, burası da kırıldı.”

Prof. Dr. Osman Bektaş da bu bölgedeki fayın İngilizce’de creeping denen, Türkçe’de de sürüklenme olarak adlandırılan hareketlerle enerjisini yavaşça harcadığını vurguladı.

Prof. Bektaş, bölgede bundan daha büyük bir deprem beklemediğini söyledi.

Prof. Süleyman Pampal bu tartışmada her iki tarafın da “kendilerince haklı sonuçlara ulaştıkları” yorumunu yaptı. Prof. Pampal “Biri kesin doğrudur, öbürü değildir demek doğru olmaz” dedi.

Pampal, bu fayın 1766’da iki deprem ürettiğini hatırlatarak “Şimdi doğuya doğru kırılmamış bir kesim olduğu anlaşılıyor. Orası kırılırsa, ne zaman kırılır bilemeyiz, bana göre 7’den daha küçük, 6,5-7 arası bir deprem üretme potansiyeli var” dedi. Prof. Pampal, suyun altındaki yüzey kırığı incelenmeden kesin bir şey söylenemeyeceğini vurguladı.

Dr. Yasemin Korkusuz Öztürk de “Deprem Orta Marmara Çukuru’nun hemen doğusunda, bizim tamamen kilitli olduğunu düşündüğümüz üç segmentten batıdakini kırmış olarak görülüyor. Çünkü artçı depremlerin dağılımları Kumburgaz segmentinin batı ucunda hemen sönümleniyor” dedi.

Dr. Öztürk, bugün yırtılan fayın doğu ucunda 259 yıllık bir enerji birikimi olduğunu hatırlatarak İstanbul’un şehir merkezine daha yakın bu kesimin risk oluşturabileceğini söyledi. Ancak depremlerin ne zaman meydana geleceğini tahmin etmenin mümkün olmadığını da ekledi. AKOM Bilim Kurulu ise 23 Nisan’da yaptıkları açıklamada deprem riskinin ortadan kalkmadığını, artçıların da bir süre daha devam edeceğini söyledi.

İstanbul'da 5,8 büyüklüğünde deprem - BBC News Türkçe

TEŞHİS KONULAMAYAN HASTALIK

Nijerya’nın Kebbi eyaletindeki üniversitede “teşhis konulamayan hastalık” nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 10’a yükseldi, 20 kişi hastanede tedavi altına alındı.

Kebbi Devlet Bilim ve Teknoloji Üniversitesinden (KSUSTA) yapılan açıklamada, eyaletteki üniversitede ortaya çıkan “gizemli hastalık” nedeniyle 10 kişinin yaşamını yitirdiği, 20 kişinin tedavi altına alındığı belirtildi.

Açıklamada, üniversite yetkililerinin, hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla sağlık yetkilileriyle işbirliği yaptıkları ve etkilenen öğrencileri izole ettikleri aktarıldı.

Üniversitenin kayıt işlemlerinden sorumlu yetkilisi Maimaru Alhaji Tilli, yaptığı açıklamada, hastalığın sebebinin bilinmediğini vurgulayarak, “Evet, bazı öğrencilerimizi kaybettik ve bazıları hastanede tedavi görüyor. Sağlık Bakanlığı yetkilileri bizi uyardı ve öğrenci yurtlarının fazla kalabalık olmaması gerektiğini tavsiye etti.” ifadelerini kullandı.

Görgü tanıklarının aktardığına göre, hastalıktan etkilenen öğrenciler yüksek ateş, kusma ve ishal şikayetleri yaşadı.

Öte yandan eyalet yetkililer, salgının kaynağını belirlemek için araştırmalarını sürdürürken, üniversite yönetimi öğrencilerden sakin olmalarını ve hastalığın yayılmasını önlemek için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kebbi Devlet Bilim ve Teknoloji Üniversitesi yaptığı açıklamada, söz konusu hastalık sebebiyle 5 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Malatya’da 5,9 Büyüklüğünde Deprem

Merkez üssü Kale ilçesi olan deprem, birçok ilde hissedildi. 3 binada kısmi çökme meydana geldiğini açıklayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Herhangi bir can ve mal kaybı bulunmamaktadır.” dedi. Malatya fayı bir süredir deprem uzmanları tarafından inceleniyordu. Son olarak, 3 bin yıldır kırılmayan fayın, 7.2 büyüklüğünde deprem üretebileceği belirtiliyordu.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 10.46’da, merkez üssü Malatya’nın Kale ilçesi olan 5,9 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin 10,07 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.

5,9 büyüklüğündelki deprem Diyarbakır, Tunceli ve Elazığ’da da hissedildi.

Malatya, Şanlıurfa’da ve Elazığ’da 3 binada kısmi çökme meydana geldi. AFAD ekipleri, Elazığ’da hasar gören binadaki 4 kişiyi çıkardı

Yetkililer depremde herhangi bir can ve mal kaybı olmadığını açıkladılar.

Malatya, Elazığ, Adıyaman, Batman ve Şanlıurfa’da eğitime bir gün ara verildi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Malatya’da meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depreme ilişkin, “Malatya’da 1, Şanlıurfa’da 1, Elazığ’da 1 olmak üzere 3 binada kısmi çökme meydana gelmiştir. Herhangi bir can ve mal kaybı bulunmamaktadır.” bilgisini paylaştı.

Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Malatya’da meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremin ardından Malatya, Diyarbakır, Şanlıurfa, Elazığ, Batman ve Tunceli’de AFAD ve ilgili kurumların saha tarama çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Bakan Yerlikaya, şunları kaydetti:

“112 Acil Çağrı Merkezimize 374 ihbar gelmiştir. Bu ihbarların 341’i bilgi, 33’ü de yardım amaçlı çağrıdır. Malatya’da 1, Şanlıurfa’da 1, Elazığ’da 1 olmak üzere toplam 3 binada kısmi çökme meydana gelmiştir. Herhangi bir can ve mal kaybı bulunmamaktadır. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi afetlerden korusun.”

Malatya Valisi Seddar Yavuz, “Saha çalışmalarımız devam ediyor. Şu ana kadar kayda değer ciddi bir olumsuzlukla karşılaşmadık. Dolayısıyla panik olan vatandaşlarımız oldu. Ama bunun dışında şu ana kadar herhangi can kaybı ve yıkım söz konusu değil. Kırsal bölgelerde saha çalışmalarımız ağırlıklı olarak devam ediyor. Şehir merkezlerimizde şu ana kadar bir olumsuzluk tespitimiz yok.” açıklamasında bulundu.

Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er de, yaptığı açıklamada, “Şu ana kadar bizlere ulaşan herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. Saha taramalarımız devam ediyor.” dedi.

Malatya fayı, Sürgü fayı olarak da biliniyor. Malatya fayı, toplamda 220 kilometrelik bir fay. Malatya’nın batısından geçen fay yaklaşık 160 kilometre uzunluğunda. Sürgü’den başlıyor Kemaliye’ye kadar uzanıyor. Ovacık fayıyla birleşiyor ve toplam 220 kilometrelik bir fay hattı oluşturuyor. Malatya’nın içinden kısa faylar da var.

SON DAKİKA! Malatya'da 5.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi! - GÜNDEM  - haberi bizden alın...

İNSANLIK NEREYE GİDİYOR?

İnsanlık bir yandan teknolojik ve bilimsel ilerlemelerle büyük adımlar atarken, diğer yandan etik ve çevresel zorluklarla boğuşuyor. Dünya hızla değişiyor ve bu değişimlerin etkileri her bir bireyi farklı şekillerde etkiliyor.

Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler baş döndürücü bir hızla devam ediyor. Ancak, çevresel sorunlar, adaletsizlikler ve etik ikilemler de çözüm bekliyor. İnsanlık, sürdürülebilir bir gelecek yaratma çabasında kilit bir kavşakta duruyor. Bence, bu dönemde bireylerin katkısı ve bilinçli seçimleri her zamankinden daha kritik. Kısacası, büyük bir potansiyele sahibiz ama dikkatli olmalıyız.

İnsanlık büyük bir potansiyele sahip, ancak bu potansiyeli en iyi şekilde kullanmak için dikkatli ve bilinçli olmak zorunda. Teknolojide ve bilimde ilerliyoruz, ama bu gelişmelerin getirdiği sorumluluklar var. Örneğin, çevreyi korumak, adaletli olmak ve etik değerleri göz ardı etmemek zorundayız. Geleceğimizi şekillendirmek elimizde ve bunu yaparken dengeleri iyi kurmamız gerekiyor. Yani, hem fırsatlar hem de zorluklar var, ama bilinçli ve kararlı adımlarla ilerlersek, olumlu bir geleceğe ulaşabiliriz.

Her ülkenin kendi politikaları ve tarihsel bağlamı var. Ancak, genel olarak, her bireyin ve toplumun barış ve adalet içinde yaşama hakkı olduğunu düşünüyorum. İnsan hakları ve özgürlükler evrensel değerlerdir ve her yerde korunmalıdır.

Uluslararası adalet ve hakkaniyet, küresel barış ve istikrar için vazgeçilmez unsurlar. Devletler arasındaki ilişkilerde, uluslararası hukukun ve insan haklarının korunması kritik öneme sahip. Elbette, bu dengeyi korumak her zaman kolay değil ve tarihsel, siyasi ve ekonomik faktörler devreye giriyor. Ancak, adalet ve hakkaniyetin korunması için uluslararası iş birliği ve diplomasi büyük rol oynuyor. Kapsayıcı ve adil bir dünya düzeni oluşturmak için evrensel değerlerin savunulması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda dünyada birçok zorluk ve engel var, ama bir araya gelerek çözüm üretmek mümkün olabilir.

İnsan haklarını uluslararası düzeyde korumak, güçlü ve etkili bir iş birliğini gerektirir. Birkaç kritik adım var:

  1. Uluslararası Anlaşmalar: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi belgeler, temel hak ve özgürlüklerin korunması için küresel bir çerçeve sağlar.

  2. Uluslararası Kurumlar: Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlar, insan hakları ihlallerini izler ve gerektiğinde müdahale eder.

  3. Sivil Toplum: STK’lar ve insan hakları savunucuları, ihlalleri raporlayarak ve bilgilendirerek önemli bir rol oynar.

  4. Eğitim ve Bilinçlendirme: İnsan hakları konusunda küresel farkındalık yaratmak ve eğitim programları ile bilinci artırmak.

  5. Diplomasi ve Yaptırımlar: İnsan hakları ihlallerine karşı diplomatik baskı ve ekonomik yaptırımlar uygulayarak caydırıcılık sağlamak.

Her ülkenin bu süreçte aktif rol alması ve iş birliği yapması hayati önemde. İnsan hakları konusunda evrensel bir standart belirlemek ve uygulamak gerçekten karmaşık ve hassas bir süreç. Çoğu zaman, küresel dengeler ve politik çıkarlar bu süreci zorlaştırabiliyor. Kısacası, bence tüm toplumların ortak ve kararlı çabaları bu mücadelede çok önemli. Dünyanın geleceği konusunda hepimize büyük iş düşüyor.

Büyük Bir Güneş Patlaması Yaşanacak

Bilim insanları, Dünya’da yakında felakete yol açabilecek bir güneş parçacığı patlamasının meydana gelebileceği konusunda uyardı.

Mavi gezegenimiz her bin yılda bir, bu tür bir olaya maruz kalıyor ve uzmanlar, bir sonrakinin yakın zamanda gerçekleşebileceğini düşünüyor.

Avustralya’daki Charles Sturt Üniversitesi’nden Profesör Alan Cooper ve Pavle Arsenovic tarafından yayımlanan bir makale, güneş patlamalarının olası etkilerini detaylandırıyor.

Araştırmaya göre, güneş parçacığı patlamaları ozon tabakasına ciddi zarar verebilir ve bu da insan yaşamını doğrudan tehdit edebilecek kimyasal reaksiyon zincirlerini tetikleyebilir.

Cooper ve Arsenovic, “Eğer ozon tabakası yeterince güneş radyasyonunu absorbe edemezse, insanların görsel fonksiyonları ve DNA’ları zarar görebilir, bu da kanser riskini artırabilir ve iklimi etkileyebilir” şeklinde uyarıda bulundular.

Eğer bu durum gerçekleşirse, ultraviyole ışın seviyeleri bir yıl boyunca DNA’ya zarar verebilecek kadar tehlikeli seviyelere yükselebilir.

Araştırmacılar, “Eğer Dünya’nın manyetik alanı zayıf bir dönemde bir güneş proton patlaması yaşanırsa, ozon hasarı altı yıl boyunca devam edebilir, UV seviyeleri %25 artabilir ve güneş kaynaklı DNA hasarı oranı %50’ye kadar yükselir” şeklinde açıklamalarda bulundular.

Bilim insanları ayrıca, ‘zayıf manyetik alan ve güneş protonu patlaması’ olaylarının aynı anda gerçekleşme olasılığı hakkında da yazdılar ve ne yazık ki bu olayların birlikte gerçekleşme olasılığının oldukça yüksek olduğunu belirttiler.

Bir güneş parçacığı patlaması, sadece birkaç bin yılda bir meydana geldiği için yakın zamanda büyük bir risk bulunmuyor. En son patlama, MS 993 yılında meydana geldi ve insanlık bunu atlattı.

İsrail Lübnan’a Kapsamlı Saldırı Düzenlerse Büyük Savaşı Tetikler

İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, İsrail’in Lübnan’a kapsamlı bir askeri saldırı düzenlemesi halinde, “yıkıcı bir savaşın” başlayacağı konusunda uyardı.

İsrail’in Lübnan’a kapsamlı bir askeri saldırı düzenlemesi halinde, “yıkıcı bir savaşın” başlayacağı uyarısı yapılan açıklamada, “Bütün direniş cephelerinin kapsamlı katılımı dahil tüm seçenekler masada.” ifadesi kullanıldı.

Daha önce İran ve İsrail arasında nisan ayında artan gerginlik döneminde de İran, BM Daimi Temsilciliği üzerinden mesaj vermişti.

14 Nisan’da paylaşılan mesajda, İran’ın, BM Anlaşması’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını uyguladığı kaydedilmiş, İran’ın askeri karşılığının “Siyonist rejimin Şam’daki diplomatik misyonuna yönelik saldırganlığına karşılık” olduğu bildirilmişti.

Mesajda, “Bu iş şu an sonuçlandı sayılır. Eğer İsrail bir hata daha yaparsa İran’ın karşılığı daha ağır olacaktır.” ifadesi kullanılmıştı.

Gazze Şeridi’ne 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdüren İsrail, kuzey sınırında da Lübnan Hizbullahı ile çatışıyor.

İsrail ile Lübnan arasında “Mavi Hat” olarak tabir edilen sınır hattında son haftalarda gerginlik tırmanıyor.

İsrail ordusu, 18 Haziran’da Lübnan’a yönelik olası bir saldırıya ilişkin “operasyonel planı” onayladığını duyurmuştu.

İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz da 21 Haziran’da yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İsrail topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırılarına izin verilemeyeceğini ve gerekli kararları yakında alacaklarını ifade etmişti.

İsrail ordusunun 8 Ekim’den bu yana Lübnan’a gerçekleştirdiği saldırılarda şu ana kadar 352 Hizbullah mensubu öldü.

 

 

Zonguldak TTK Gelik İşletmesinde Göçük Meydana Geldi

Zonguldak’ta TTK’ye ait maden ocağında eksi 360 kotunda göçük meydana geldi. Göçük sırasında yerin eksi 360 kotu altında bulunan 2 işçi kurtarıldı. Hastaneye kaldırılan 2 işçiden Tevfik Soy hayatını kaybetti.

Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Gelik Müessesesi’ne ait maden ocağında meydana gelen göçükte mahsur kalan 1 işçi öldü.

Gelik beldesindeki maden ocağının eksi 360 kotunda göçük meydana geldi. İşçilerden Tevfik Soy ve Harun Kara göçük altında kaldı.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, jandarma, itfaiye ve TTK tahlisiye ekipleri sevk edildi.

Ekipler, Acılık Ayağı’ndaki göçükte mahsur kalan maden işçileri Harun Kara ve Tevfik Soy’a ulaştı.

Hafif yaralı olan Harun Kara, ağır yaralı haldeki mesai arkadaşı Tevfik Soy’un kurtarma çalışmalarına yardım etti. 2 işçi daha sonra TTK Tahlisiye ekiplerinin çalışmasıyla yüzeye çıkarıldı.

İşçiler, sağlık ekibinin ilk müdahalesi sonrası ambulanslarla Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Tevfik Soy, hastanedeki tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Hafif yaralı olan Harun Kara’nın ise tedbir amaçlı hastaneye götürüldüğü öğrenildi.

TOKAT SULUSARAY’DA DEPREM

Tokat’ın Sulusaray ilçesinde yaklaşık bir buçuk saat arayla 4,7 ve 4,1 büyüklüğünde iki deprem oldu. Depremden etkilenen 3 ilçede eğitim öğretime 1 gün süreyle ara verildi.

 

 

 

Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 01.06’da merkez üssü Sulusaray ilçesi olan 4,7 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Deprem, 9,97 kilometre derinlikte kaydedildi. Sarsıntının çevre illerden de hissedildiği öğrenildi.

Yaklaşık bir buçuk saat sonra aynı yerde 4,1 büyüklüğünde bir deprem daha kaydedildi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, depremin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:

“Tokat ili Sulusaray ilçesinde 4,7 büyüklüğünde meydana gelen depremde AFAD ve ilgili kurumlarımızın tüm ekipleri saha taramalarına devam etmektedir. An itibarıyla olumsuz bir durum yoktur. Gelişmeleri takip ediyoruz. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi afetlerden korusun.”

AFAD’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Tokat ilimizin Sulusaray ilçesinde saat 01.06’da meydana gelen 4.7 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.”

Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, Sulusaray, Artova ve Yeşilyurt ilçelerinde okulların bugün tatil edildiğini bildirdi.

Hatipoğlu, Sulusaray ilçesinde gece saatlerinde 4,7 ve 4,1 şiddetinde depremlerin olduğunu söyledi.

Bölgede ara ara artçı depremlerin yaşandığını ifade eden Hatipoğlu, “Çok şükür depremde her herhangi bir olumsuzluk yok. Kaymakamlığımız, AFAD, emniyetimiz ve jandarmamız bölgede tarama çalışmaları yaptılar. Herhangi bir olumsuzluk olmadı. Sulusaray, Artova ve Yeşilyurt ilçelerinde okulların bugün tatil ettik” dedi.

NÜKLEER TEHLİKELER

NÜKLEER SİLAHLARIN ETKİLERİ

Kısa bir süre içinde aniden ve sınırlı bir alanda yüksek enerjinin açığa çıkması patlamayla sonuçlanır. Enerjinin böyle ani biçimde ortaya çıkması basınç ve ısıyı artırır ve eldeki materyal, bomba muhafazası ile birlikte basınçlı, sıcak gaza dönüşür. Bu gaz hızla genişleyince de bir “şok dalgası” ya da “çarpma dalgası” meydana getirir. Bu çarpma-yıkma etkisi nükleer silahların etkilerinden bir tanesidir. İkinci olarak, bir nükleer patlama sonucu çok yüksek bir sıcaklık oluşur. Bir başka deyişle, enerjinin bir bölümü ısı olarak açığa çıkar. Ayrıca, çok parlak bir ışık oluşur. Termal radyasyon adı verilen bu ikinci tür etki çok uzak mesafelerde bile deri yanıklarına ve yangınlara neden olur. Nükleer patlama sonrası radyoaktif ışınlar açığa çıkar. Buna ani radyasyon etkisi denir ve ölümcül sonuçlar doğurur. Nükleer patlama sonucu radyoaktif partikül serpintileri oluşur. Bunlar uzun bir süre radyoaktif ışınlar yayarlar ve rüzgar etkisiyle geniş alanlara yayılırlar.

Bir fisyon bombasında enerjinin %50’si çarpma, %35’i termal radyasyon (ısı), %5’i ani radyasyon ve %10’u da serpinti biçiminde ortaya çıkar. Füzyonda ise serpinti daha azdır ve %5 kadardır. Bununla birlikte, bir nükleer bombanın etkileri çok çeşitli unsurlara bağlıdır ve kesin sonuçlar vermek mümkün değildir. Bombanın türü ve yapılış biçimi, patlamanın türü (çok yükseklerde, havada, yerde vs.) hava koşulları, hedefin savunma durumu (önceden haber alınması, binaların ve tesislerin sağlamlığı, vs.) hedef bölgenin yerleşim durumu (örneğin, nüfus yoğunluğu) gibi unsurlar hep birlikte etkileri belirlerler.  Örneğin, bir nükleer bomba yükseklikte patlatılırsa, çarpma-yıkma etkisi yerdeki hedefler üzerinde daha az olur buna karşılık çarpmanın etki alanı genişler. Bu nedenle de, sağlam ve küçük hedefler için yüzeyde ya da az yükseklikteki patlamalar tercih edilirken, şehirler gibi savunmasız ve “yumuşak hedefler” için, etki alanını genişleten yüksekliklerdeki patlamalar yeğ tutulur.

Patlamadan saniyenin milyonda biri kadar bir süre sonra, ortaya çıkan daha çok X ışınları halindeki enerji, onlarca milyon derece sıcaklığında ve çok parlak bir hava kütlesi ve gaz oluşumu meydana getirir. Buna “ateş topu” (fireball) denir. 1 megatonluk nükleer bombanın meydana getirdiği ateş topu 90 km. öteden bile, güneşten 30 kat daha parlak görünür. 100 kilotondan küçük bombaların ateş topları bile 600-700 km. uzaklıklardan görülebilir. Oluşur oluşmaz ateş topu büyümeye ve yükselmeye başlar. Bir dakika sonra da 7 km kadar yükselir. Soğumaya başlar ve artık görünmez.

Ateş topu genişledikten ve soğuduktan sonra, buharlaşmış bulunan bomba materyali ve havadan emilmiş olan su damlacıkları katılaşarak bir radyoaktif bulut meydana getirirler. Kızıl-kahverengi olan bu bulut zamanla beyaz bir renk alır. Bu arada, buluta doğru oluşan rüzgarlar patlamanın yüksekliğine göre, yer yüzeyinden de toprak ve çeşitli maddeleri buluta emer. Böylece, bu toprak ve kalıntılara da radyoaktif maddeler etki yapar. Bu bulut, zamanla yerçekiminin etkisiyle yere doğru iner ve etrafa yayılmaya başlar. Mantar biçimindeki bulut rüzgar etkisiyle de yayılmasını sürdürür ve 1-2 saat sonra öteki doğal bulutlarla birleşerek kaybolur. Bomba patladığı zaman önce ışık ve ısı görülüp hissedilir, çarpma etkisi sonra gelir. Bu aynen gök gürültüsünden önce şimşeğin görülmesi gibidir.

A.   ÇARPMA (BLAST) ETKİSİ

Nükleer patlamadan bir saniyeden çok daha kısa bir süre sonra, bir yüksek basınç dalgası oluşur ve harekete geçer. Buna statik, ek basınç (normal atmosfer basıncının üstünde) denir. Bu şok dalgalarından sonra da, oluşan çok güçlü rüzgarların yarattığı basınç gelişir. Buna da dinamik basınç denir. İlk şok dalgası, yüksek ek basınçlı bir hava duvarı biçimindedir ve örneğin 1 megaton’luk bombada, 10 saniye sonra ateş topundan 4,5 km uzaklıktadır. 30 saniye sonra ise, ateş topuna uzaklığı 20 km.’dir. Daha sonra da ses hızından daha süratli hareket eder. Şok dalgaları yere çarptığı zaman bir yansıma olur ve basınç gücü daha da artar. Bundan sonra da, hızları yüzlerce km.’ye ulaşan rüzgarlar gelir. Örneğin, 1 megaton’luk bir bombanın patlama noktasından 5 km. ötede rüzgarın hızı saatte yaklaşık 500 km.’ye ulaşır. Nükleer bombaların yıkıma etkisi bu çarpmadan (şok dalgası ve rüzgarlar, yani ek basınç ile dinamik basınçtan) meydana gelir.

Statik ek basınç hedefleri (örneğin, bina ve tesisleri) yıkmakta, onu izleyen güçlü rüzgarlar da (dinamik basınç) ayrıca büyük zararlara neden olmaktadır. Çarpmaya hedef olan nesnenin iki tür etkilenişi olmaktadır. Örneğin, 1 megaton’luk bir hava patlaması 7 km. uzaklıkta 5 psi (inç kareye 5 pound=352 gr/cm2’lik) ek basınç etkisinde bulunmaktadır. Bu ise, iki katlı bir yapının duvarlarına 180 ton’luk bir etki demektir. Bu sırada, buradaki dinamik basınç, yani rüzgar hızı saatte 250 km.’den fazla olacaktır. İnsan vücudu çok yüksek ek basınca direnç gösterebilmektedir. Ama, oluşan dinamik basınç, nesneleri ve insanları havaya uçuracak, bu da, özellikle uçuşan maddelerin çarpmasından dolayı ölümlere yol açacaktır. Bu arada, patlama noktasından büyük bir krater açılacaktır. Örneğin, yer yüzeyinde patlatılan 1 megaton’luk bir bomba, çapı 300 m, derinliği 60-100 olan bir krater açar. Ayrıca, ulaştırma, elektrik, su, havagazı, kanalizasyon sistemleri de büyük zararlar görür, yangınlar oluşur. Otomobil, otobüs, kamyon gibi ulaştırma araçları da çarpma, yangın ve uçuşan maddeler yüzünden zarar görürler. Örneğin, yapılan bir denemede 30 psi’lik (2 kg/cm2) bir basınca maruz bırakılan bir kamyon tamamen kullanılamaz hale gelmiştir. Buna karşılık 5 psi’lik (353/gr/cm2) bir basınç etkisinde kalan benzer bir kamyon, devrilmiş ve hasar görmüştür, ama motoru çalışır durumda kalabilmiştir. Hiroşima’da, patlama noktasından 1 km uzaklıktaki bir Amerikan modeli otomobil kullanılamaz halde bulunurken, 2 km. ötedeki benzer bir arabanın az hasarlı ve çalışır durumda olduğu görülmüştür.

Çarpma (blast) sonucu insan ölümleri aşağıdaki dolaylı ve dolaysız biçimlerde olmaktadır:

a) Yıkılan yapıların en kazı altında kalarak;

b) Yüksek basınçtan –ani basınç ve içeri doğru oluşan hareket özellikle hava içeren organlarda etkili olmaktadır. Örneğin, ciğerlere hava dolar, kanamalar ve ödem görülür, birkaç dakika içinde de ölüm meydana gelir;

c) Dinamik basınç sonucu binalardan dışarı fırlamalar, uçuşan maddelerin sadmeleri, toz bulutlarından boğulma vb.

Yapılan hesaplara göre yerden yaklaşık 2,5 km. havada patlatılan 1 megatonluk bombanın çarpma etkileri şöyledir;

B.   TERMAL RADYASYON (ISI)

Patlama olur olmaz ateş topu termal radyasyon yaymaya başlar. İlk aşamada, kısa süreli ve kısa erimli X ışınları yayılır. Daha sonra ise, birkaç saniye süren, uzun dalga enfraruj ya da görünebilen ışınlar neşredilir. Bu ikinci tür ışınlar, deri yanıklarına, yangınlara ve körlüğe neden olur.

Oluşan güçlü ve parlak ışık geçici körlüklere neden olur. Örneğin; 1 megatonluk bir patlamanın ışığı, gündüz 21 km, gece ise 85 km. ötede bulunanlarda geçici körlük yapar. Daha küçük olasılıkla gözde retina yanıkları görülür. İnsanlar için deri yanıkları daha da büyük bir tehlike oluşturur. Deri yanığı, derinin sıcaklığında, termal enerjinin emilmesi sonunda, artışlarla ortaya çıkar. Bu yanıklar, yanığın şiddetine göre, 1.,2.ve 3.derece yanıklar olarak ayrılırlar. 1.derece yanık, güneş yanığı gibi, acı ve kızarıklık biçiminde ortaya çıkar. 1 megatonluk bir patlama 11 km. uzaklıktaki insanlarda 1.derece yanıklara neden olur. 2.derece yanıklarda, kalıcı izler, deride şişikler ve kabartılar oluşur. Bu tür yanıklar hemen tedavi edilmezse enfeksiyon oluşur. 1 megatonluk bir bomba bu tür yanıkları 10 km. uzaklıktaki insanlarda meydana getirebilir. 3.derece yanıklar ise, deri hücrelerinin ölümüne neden olur ve en şiddetli yanık türüdür. Patlamadan 8 km. uzaklıktaki insanlarda görülür. 2.derece yanıklar vücudun %30’unda 3.derece yanıklar ise %24’ünde etkili olursa, şok ve ölüm kaçınılmazdır. Bu arada, bir başka ölümcül sonuç derinin ve elbiselerin tutuşmasıyla ortaya çıkar.

Termal radyasyon (ısı), ayrıca, büyük orman yangınlarına neden olur. Yaprak, gazete kağıdı, yatak, içi doldurulmuş mefruşat da tutuşur. Bu arada, özellikle elektrik, havagazı santrallerinde yangınlar çıkar, ölüm oranı artar.

C.   AKUT RADYASYON YARALANMASI

X ışınları, gama ışınları, alfa ve beta parçacıkları, yani radyasyon canlı organizmalarda büyük zararlara neden olurlar. Bunlara maruz kalan hücrelerin normal işlevleri değişikliğe uğrar ya da hücreler yok olurlar. Ayrıca; organizmada zehirli ürünler ortaya çıkar, kromozomlar parçalanır, hücreler şişer.

Radyasyon etkisi “rad” birimi ile ölçülür. Rad 100 erg’lik bir radyasyon enerjisinin 1 gram materyalde emilmesini gösterir. 450 rem’lik bir radyasyon dozu, maruz kalanların en az yarısını öldürür. 50 rem’lik bir doz bile, kısa sürede önemli bir etki yapmazken, uzun sürede çok ciddi sorunlar yaratabilir. Göreceli olarak küçük radyasyon dozlarına (200 rad) maruz kalan şehirlerde kan kanseri, genetik bozukluklar, uzun sürede görülür. Bazı bilim adamları, örneğin Hiroşima’da kuşaklar sonra radyasyonun asıl etkilerinin görüleceğini öne sürmektedirler. Bu tür uzun dönemde etkilere örnek olarak kan kanseri, öteki kanser türleri, katarakt, yaşam süresinin kısalması, çocukların doğal gelişiminin yavaşlaması, vs. gösterilebilir.

Nükleer patlamadan hemen sonra, nötronlar, gama ışınları, alfa ve beta parçacıkları neşredilir. Fisyon süreci içinde nötronlar ve gama ışınları açığa çıkar. Patlamayla birlikte açığa çıktıkları için bunlara “ani radyasyon” denir. Bu ani radyasyon etkisi, ilk bir dakika içinde oluşan radyasyon türüdür. Bu sırada açığa çıkan alfa ve beta parçacıkları hemen emildikleri için ani radyasyon parçacıkları içinde sayılmazlar.

D.   SERPİNTİ

Bazı radyoaktif maddeler, bir süre mantar biçimindeki bulutla yukarı yükselip, birkaç dakika sonra yere inerler. Bunların etkisi pek fazla olmaz, çünkü insanların büyük bölümünün zaten öldüğü bir alana inerler.

Daha yukarılara çıkan ve rüzgarla savrulan radyoaktif parçacıklar ise, çok uzaklara giderek ölüm tehlikesini buralara da taşırlar. Hatta, bazı parçacıklar stratosfere girip yıllar sonra yeryüzüne inerler ve patlama bölgesinin çok çok uzağındaki yerleri tehdit ederler. Bu arada, oluşan stronsiyum-90 ve sezyum-157 gibi maddeler yıllarca radyoaktivite neşrederler.

Radyasyon insanlarda korkunç ve ölümcül sonuçlar verir. İlk belirtiler kusma, bulantı, baş ağrısı, mikroplara dirençsizlik biçiminde olur. Radyoaktivite yalnızca insanları etkilemez. Ayrıca, su, yiyecekler, hayvanlar ve bitkilerde de büyük zararlara neden olurlar ve radyasyonun bu tür etkileri de, kaçınılmaz olarak, insan yaşamını derinden etkiler.

E.   DİĞER ETKİLER

Nükleer patlamaların, ayrıca başka tür etkileri de vardır. Elektromagnetik dalgalar (eletromagnetic pulse) gibi radyo ve radar sinyalleri üzerinde iletişimi engelleyen etkiler ve nihai sonuçlarının boyutları henüz tam olarak kestirilmeyen atmosferdeki  (örneğin, ozon tabakası üzerinde) etkileri gibi çeşitli ek etkiler de hesaba katılmalıdır. Ayrıca, nükleer silahların etkilerini bir bütün olarak, birleşik etkileriyle birlikte düşünmek gerekir. Örneğin, tek başına öldürücü olmayan bir radyasyon dozu, yanıklarla birlikte ölüme neden olabilir.

Nükleer ve radyasyon kazaları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından “insanlar, çevre veya tesis üzerinde ciddi sonuçlara yol açmış bir olay” olarak tanımlanır. Kazanın ölümlere neden olması, çevreye büyük miktarlarda radyoaktivite salınımının olması veya reaktör çekirdeğinin erimesi bu ciddi sonuçlardan bazılarıdır. Majör nükleer kazalara en önde gelen örnek reaktör çekirdeğinin hasar görmesi ile çevreye büyük miktarlarda radyoaktivitenin salındığı, 1986 yılında olan Çernobil felaketidir. Nükleer ve radyasyon kazaları/olaylar nükleer tesislerdeki operasyonlar, radyoaktif maddelerin taşınması, radyasyon kaynaklarının endüstriyel ve tıbbi kullanımları sırasında ortaya çıkabilir. Kaza ve olayların önemi Uluslararası Nükleer ve Radyolojik Olay Ölçeği’ne [International Nuclear and Radiological Event Scale (INES)] göre belirlenir. Skala bir üst seviyedeki kaza veya olay diğerinden önemi on kat daha fazla olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu skalaya göre 4, 5, 6 ve 7 dereceleri ile belirlenen kazalar oldukça nadirdir, ancak sonuçları önemlidir. INES skalasına göre seviye 1, 2 ve 3 ile derecelenen olaylar ise radyasyonun rutin kullanımı sırasında daha sık karşımıza çıkar ve sonuçları açısından daha az önemlidir.

RADYASYAONUN ETKİLERİNDEN KORUNMADA;

  • Maruziyet Süresi,
  • Maruziyet Dozu,
  • Kaynağa Olan Uzaklık ve
  • Bariyer /Saklanma Önemli Rol Oynar.

NÜKLEER SAVAŞ

            Nükleer silahlar, şimdiye dek düşmana karşı iki kez kullanıldı. Bugünkü bombalara göre küçük yalnızca (12-13 kiloton gücünde) ve ilkel bir atom bombası 6 Ağustos Pazartesi günü saat 8:15’te Hiroşima’ya atıldı. Bombayı atan B-29’da görevli Amerikalı havacı Robert Lewis seyir defterine şu notu düştü, bombanın patlayışını ve Hiroşima’nın yok oluşunu görünce: “Aman Tanrım, Biz Ne Yaptık?” üç gün sonra, saat 11.02’de bir başka atom bombası (20 kiloton gücünde) Nagazaki’ye atıldı.

Bu iki kentte önce gözleri kör eden bir ışık, eşyaların, insan derisini tutuşturan bir sıcaklık, sonra korkunç bir gürültü ile yapılan yerle bir eden sesten hızlı hareket eden bir şok dalgası ve arkadan da ağaçları söken, eşyaları, insanları uçuran kasırgalar, küçük ve ilkel iki atom bombasının hissedilen ilk belirtileri oluyordu. Radyoaktivite ise, bu iki kentte hala insan yaşamını etkiliyor. Örneğin, başta kan kanseri olmak üzere çeşitli kanser türlerinde önemli artışlar kaydediliyor. Gelecek kuşaklardaki olası genetik bozukluklar ise, henüz bilinemiyor; yalnızca, bombalar patlatıldığında bu iki kentte bulunanların yaşamlarını ve geleceğe ilişkin umutlarını karartıyor.

Nükleer felaketi yaşamış olmanın psikolojik etkileri ise, hala sürmekte. Olayın, evlenmeden, iş bulmaya dek uzanan “korku”su, kendini günlük yaşamın her anında hissettiriyor. Bomba atıldığında Hiroşima’da bulunan bir doktor şunları anlatıyor: “Evet, tabii, insanlar tedirgin. Benim durumumu ele alın. Sabah traş olurken şayet yüzümü azıcık kesersem, kanı bir parça kağıtla siliyorum. Ve sonra, kanın durduğunu görünce, kendi kendime düşünüyorum: ‘Eh, herhalde iyiyim” 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’de bulunan Yoshiaki Fukahori ise dramını şöyle dile getiriyor: “Bazıları kurtulanların ölenlerden daha şanlı olduğunu söylüyor ama gerçekten öyle mi? Radyasyona maruz kaldığımda küçük olduğum için sağlığımın geleceği konusunda büyük bir kuşku içindeyim. Karım da kurbanlardan biri ve hasta. Ebeveynler olarak, ikinci kuşak kurbanlardan olan çocuklarımızın geleceğinden kuşkuluyuz. Benim çocuklarım, sağlıklı çocukların anne ve babası olabilecekler mi? Ailemin üçüncü kuşağı yaşayacak mı?

Hiroşima ve Nagazaki’de bombanın etkisiyle kaç kişinin öldüğü, bugün hala tam olarak bilinmiyor. Bombanın atılışından sonraki 5 yıl içinde ölenlerin sayısının 1945 yılı sonunda Hiroşima’da 200-250 bin’e, Nagazaki’de ise 150 bin’e ulaştığı tahmin edilmekte.

İnsanlık, Hiroşima ve Nagazaki’ye küçük atom bombalarının etkilerini görmüştür, ama nükleer savaş felaketini henüz yaşamamıştır. Bir nükleer savaşın etkilerini ve sonuçlarını tam olarak anlamak ve anlatmak olanaksızdır. Unutmamak gerekir ki, yalnızca bir adet 10 megaton gücünde nükleer bomba tipik bir kent merkezinde patlatıldığında;

  1. Bombanın patladığı yöne bakmakta olan 320 km. uzaklıktaki insanlarda bile göz yanıkları meydana gelecektir,
  2. Patlamanın merkezinde 2,5 km. genişliğinde bir krater açılacaktır,
  3. 11 km yarı çaplı bir daire içindeki tüm binalar, köprüler, fabrikalar tamamen yıkılacaktır, buradan 10-15 km. ötedekiler de çok ağır hasar göreceklerdir,
  4. 35 km ötedeki insanlar dahil birçok şey yanıp tutuşacak, eriyecektir,
  5. Hızı saatte 250 km’yi aşan kasırgalar esecektir,
  6. Merkezden itibaren 40 km içindeki hızla seyreden yangın her şeyi kül haline dönüştürebilecektir,
  7. Rüzgârlarla yayılan radyoaktif serpinti yüzlerce kilometre uzaklıktaki insanları öldürecektir. Bu durum yalnızca bir tek orta büyüklükteki bir bombanın etkileridir. Bir nükleer savaşta tek bir nükleer bomba kullanılmayacak, yeryüzündeki irili ufaklı binlerce kentin payına birden çok fazla sayıda bomba düşecektir. Örneğin; New York’a atılacak 1 megaton gücündeki 18 bomba bu kentte yaşayan 16 milyon kadar insandan yaklaşık 13 milyonun ölümüne, 3 milyonun da yaralanmasına yol açacaktır.

Detroit üzerinde patlatılacak 25 megatonluk tek bir bomba, bu kentte yaşayan 4 milyon insandan 3,2 milyonunun ölmesi ya da yaralanmasıyla sonuçlanacaktır. Leningrad’a atılacak 9 megaton gücünde bir bomba ise, 2,5 milyon insanın ölmesine, 1 milyonun üzerinde insanın da yaralanmasına neden olacaktır.

Amerikalıların Detroit ve Leningrad için kullandıkları verilerden kalkarak, bir nükleer bombanın İstanbul üzerindeki etkisi de hesaplanabilir. “Bir somut örnek olarak, İstanbul’da Taksim meydanının yaklaşık 2 km. üzerinde yalnızca 1 megatonluk bir nükleer bombanın patlatıldığını düşünelim. Bombanın ilk etkisiyle sınırları Harem, Üsküdar, Ortaköy, Mecidiyeköy, Eyüp İskelesi, Atikali, Fatih, Belediye Sarayı, Hipodrum, Sultanahmet Cammi’nden geçen daire içinde kalan bölgede hiçbir şey kalmaz. Bölgede bulunan tüm insanlar ölür. Bu bölgede bulunan semtlerin bazıları şunlardır: Taksim, Harbiye, Osmanbey, Bomonti, Kurtuluş, Piyalepaşa, Kabataş, Beyoğlu, Şişhane, Okmeydanı, Hasköy, Pangaltı, Tepebaşı, Eminönü, Şemsipaşa.

Sınırları, Kadıköy, Acıbadem, Bulgurlu, Çengelköy, Vaniköy, Bebek, Gümüşsuyu Caddesi, Koca Mustafapaşa Camii, İmrahor Camii’nden geçen daire içinde bulunan bölgedeki çok büyük binaların iskeletleri ayakta kalır. Öteki tüm yapılar yerle bir olur. İlk anda bölgedeki insanların en az yarısı ölür, öteki yarısı yaralanır. İlk ölümlerin çoğunluğu yıkıntı altında kalmaktan olur. Ayrıca, radyasyon ve ısı etkisiyle onbinlerce insan daha ölür. Bölgede yangınlar çıkar. Bu bölgedeki bazı semtler şunlardır: Karagümrük, Şehremini, Haseki, Aksaray, Laleli, Validebağı, Kısıklı, Bağlarbaşı, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Kuruçeşme, Arnavutköy.

Daha dışarıdaki 3.5 km.’lik üçüncü daire içinde yapılar çok büyük zarar görür. İlk anda bölgede yaşayanların %10’u ölür, yarıdan fazlası yaralanır. İlk anda yapıların %5’inde yangın çıkar. Yangın etrafa sıçramayı 24 saat sürdürür ve sonunda yapıların yarıdan fazlası yanar. Isı etkisiyle oluşan yanıklardan, ayrıca onbinlerce insan ölür. Bu bölgedeki bazı semtler de şunlar: Moda, Fikirtepe, Kızıltoprak, Kalamış, Fenerbahçe, Göztepe, Erenköy, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Ataköy.

Tehlike payı daraltılmış sayılabilecek olan yukarıdaki verilere ek olarak, bir kaynak, nükleer bombaların ölüm çemberlerini şöyle vermektedir. (Yüzeyde patlatılan 1 megatonluk bomba);

  1. Daire (merkez): 120 m. Genişliğinde, 360 m. Derinliğinde bir krater açılır ve her şey yok olur.
  2. Daire (1,3 km): Saniyenin onda birinde her şey, insanlar, yapılar, araçlar, binlerce ton toprak, moloz yığını ateş topu içinde yok olur.
  3. Daire (1,3 km-3,2 km): İnsanların %98’i ölür. Saatte hızı 800 km olan kasırgalar oluşur, betonarme binalar bile yanar.
  4. Daire (3,2 km-4,8 km): Elbiseler, tahtalar, kağıtlar uçuşur. İnsanların %50’si hemen, geriye kalanların da %40’ı sonra ölür.
  5. Daire (4,8 km-9 km): İnsanların %50’si ölür veya yaralanır, evler yıkılır, sığınaklar birer fırına dönüşür.
  6. Daire (9 km-24 km):Açıktaki insanlar yanar ya da kör olur. 500 km2’lik bir alan harap olur.

Ayrıca radyoaktif serpinti, ilk anda, 1000 km2’lik bir alanı insanlar için öldürücü yapar. Daha sonra, rüzgârla zehirlenen alan –ki insanlarda kanser, genetik bozukluklar, vs. yaratır- 50000 km2’yi bulur.

Topyekûn bir nükleer savaş sonunda ise, ilk anda, ABD’de 150-160 milyon, Sovyetler Birliği’nde 100-125 milyon ve tüm dünyada yaklaşık 1 milyar insan ölecektir. Yaralıların da ölmesi ve radyoaktif serpinti sonucu bu sayılar daha da artacaktır.

Nükleer savaşın, etkileri, ne denli korkunç görünürse görünsün, bununla kalmayacaktır. Savaş sonunda “kurtulanlar” yaygın bir deyişle, ölülerden daha şanssız olduklarını anlayacak ve ölenlere gıpta edeceklerdir.

The Role of Culture and Human Factors in Preventing Nuclear Risks and Threats

1 megatonluk hava patlamasının etkileri:

Yeryüzünün irili ufaklı tüm kentleri harabeye dönecektir. Kurtarma çalışmaları da olanaksız hale gelecektir. Çünkü kurtarma işlemini yapacak olan doktorlar, hemşireler, itfaiyeciler, vb. de ölmüş ya da yaralanmış olacaklardır. Elektrik, su şebekeleri yollar, köprüler, hastaneler işlemez hale gelecektir. Radyoaktivite, mümkün olsa bile, dışarıdan gelecek yardımı engelleyecektir.

Ekonomi tamamen duracak, üretim olanaksız olacaktır. Su ve yiyeceklere radyoaktivite bulaşacak, hastalık ve açlık kol gezecektir. Yaralılar ölüme terkedilecek, panik, korku, çaresizlik egemen olacaktır. Kentler, kokuşan milyonlarca cesetle yavaş yavaş ölen yaralılarla ve çaresiz insanlarla, sonsuz bir karanlığa ve sessizliğe bürünecektir. Soğuktan korunma, barınma, temel gereksinmeler, her biri, aşılmaz engellerle karşılaşacaktır.

Savaşın ve getirdiği felaketin insanlar üzerinde çeşitli psikolojik etkileri olacaktır. Oluşacak olan panik, toplum düzenini ortadan kaldıracaktır. Yakınlarını ve sevdiklerini yitirmiş olmak, açlık, korku ve çaresizlik saldırganlık yaratabilecek, toplumsal dayanışma, siyasal otorite gibi kurumlar yok olacaktır. Hiroşima ve Nagazaki’de ise, daha değişik bir davranış biçimi gözlenmiştir. Buralarda insanlarda bir “mental anestezi”, bir “mental felç” durumu saptanmıştır. İnsanlar en yakınlarını gömmeyi bile yapamaz hale gelmişlerdir. Bunun sonucu oluşan suçluluk ve kendini aşağılama duygusu ise, kurtulanları büyük ölçüde etkilemiştir.

Savaş sonunda, yeniden örgütlü, düzenli bir yaşam biçimine geçmek, üretmek, beslenmek, barınmak, sağlık ve eğitim hizmetlerini sürdürmek, kısaca insanca bir yaşam tarzı yaratmak, aşılmaz engellerle karşılaşacaktır. Bir başka deyişle, nükleer savaş bildiğimiz anlamıyla insan yaşamının ve uygarlığın sonu demek olacaktır. İlk çağların ilkelliğinde, eski becerilerini ya unutmuş ya da bunlara güvenlerini yitirmiş insan yığınları, nitelikleri bugünden görülmesi olanaksız yeni bir çağa gireceklerdir.

İklimlerdeki, atmosferdeki ve topraktaki olumsuz etkiler ekolojik değişmeler, şimdiden bilinemeyecek sonuçlar doğuracaktır. Sonuç olarak, topyekûn bir nükleer savaş etkileri ve sonuçları açısından tam olarak bilinemeyecek, anlatılamayacak bir felaket olacaktır. İnsanlık tarihindeki hiçbir savaş, hiçbir doğal afet, hiçbir “hayal gücü” ya da teknik bilgi ve araştırma, bu olayı ve sonuçlarını tüm boyutlarıyla kavrayamaz, aktaramaz. Mümkün olabilen tek şey, nükleer savaşın sonrasına ilişkin eksik ipuçları getirebilmektir. Kesin olan ise, bir nükleer savaşın yaşamın sonu olacağıdır.

Buradan hareketle, nükleer savaşın sonuçlarının bilinmezliğinden bir başka gerçek daha ortaya çıkmaktadır: Nükleer silahlara karşı çıkmak, insanı sevmekle eş anlamlıdır ve kendimize, yakınlarımıza, sevdiklerimize, gelecek kuşaklara sahip çıkma duygusunun, yaşam sevgisinin doğal bir uzantısıdır.

Nuclear war threat highest for 30 years say Lords

Ankara Hurdacılar Sitesi’nde Yangın

Ankara’nın Yenimahalle ilçesindeki Hurdacılar Sanayi Sitesi’nde, araç lastikleri ve atıkların bulunduğu alanda çıkan yangına müdahale ediliyor.

İvedik Mahallesi’nde öğle saatlerinde hurdalık alanda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. Rüzgarın da etkisiyle kısa sürede büyüyen yangın nedeniyle gökyüzünde yoğun duman tabakası oluştu.

İhbar üzerine bölgeye Ankara, Etimesgut ve Sincan ilçelerinden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Henüz kontrol altına alınamayan yangına itfaiye ekiplerinin yanı sıra helikopterle müdahale ediliyor. Bölgede park halindeki 2 otomobil de yandı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Levent Çeri, gazetecilere yaptığı açıklamada, ilk ihbarın açık alanda hurdalık ve lastik yangını olarak yapıldığını söyledi.

Yangının meydana geldiği açık alanda fabrikaların bitişik nizam faaliyet gösterdiğini ifade eden Çeri, şunları kaydetti:

“Henüz net çıkış sebebini bilmiyoruz, ancak bize ilk ihbar açık alanda hurdalık alanda çöp yangını olarak geldi. Tüm itfaiye istasyonlarımız, izindeki itfaiyecilerimiz bölgede. Diğer birimlerden hava desteği de istedik. Şu anda bölgeye bir tanesi intikal etti. Çalışmalarımız devam ediyor. Biz bölgeye daha fazla ilerlemeden kesmeye çalışıyoruz. Can kaybı yok. Rüzgar çok etkili maalesef. Çok etkili ve açık alanda çok lastik yığılmış. yakın dükkanlar birbirlerine bahçeleri sürekli lastik yığılmış. Maalesef sirayetler söz konusu. Bunun havadan müdahale edilen yerden müdahaleyle engellemeye çalışıyoruz.”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da olay yerine giderek ekiplerin çalışmalarını inceledi ve yetkililerden bilgi aldı.

Ankara Valiliği’nden yapılan açıklamada, “İlimiz Yenimahalle ilçesi İvedikköy Hurdacılar Sanayi Sitesinde atıl lastiklerin yer aldığı açık alanda yangın hadisesi meydana gelmiş, çevredeki hafif metallerin tutuşması ve rüzgarın da etkisiyle yangın bölgedeki işyerlerine sirayet etmiştir. Olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edilmiş olup, söndürme çalışmaları havadan ve karadan tüm hızıyla devam etmektedir” denildi.