Kategori arşivi Genel

14 MART TIP BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Hekimbaşı Behcet Mustafa Efendi’nin, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ye hizmet edecek tabip ve cerrahların yetiştirilmesi amacıyla II. Mahmud nezdinde yaptığı girişim sonucunda kuruldu. Belgelerde adı Tıbhâne-i Âmire, Dârüttıbb-ı Âmire şeklinde geçer. Günümüzde tıp bayramı olarak kutlanan 14 Mart’ta Behcet Mustafa Efendi’nin nâzırlığında Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda öğretime başladı. Dört sınıflı olarak planlanan okulun ilk öğrencileri Asâkir-i Mansûre acemilerinden veya yetenekli gençlerden seçildi. Bu arada Süleymaniye Tıp Medresesi’nden pek çok talebe Mekteb-i Tıbbiyye’ye kaydoldu. Sınıf sıralaması günümüz anlayışının tersine büyükten küçüğe doğru yapılmıştı. Öğretim kadrosu maaşlı hoca, halife ve muallimlerden oluşuyordu. Sınıf-ı râbi‘ denilen kırk kişilik ilk sınıfa tayin edilen saray hekimi Mısrî Seyyid Ahmed Efendi tatil olan salı ve cuma günleri dışında öğrencilere dil bilgisi ve imlâ, tıbbî bitki ve ilâçların, hastalık ve sakatlıkların Türkçe ve Arapça olarak tanımlarını öğretecek, ayrıca Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihal dersleri verecekti. Muallimlerden biri Fransızca okutacak ve cerrahî uygulamalar yaptıracak, diğeri ise yabancı dili ilerletmiş olanlara resimlerle anatomi ve tıp bilimine giriş dersi verecekti. Bir hattat da güzel yazı yazmayı öğretecekti. Her öğrenciye 20 kuruş aylık ve tayinat veriliyordu. 36’şar kuruş aylıklı yirmi kişilik ikinci sınıfta tıp bilgileri yanında İtalyanca da öğretilecek ve bu dilde yazılmış tıbbî eserler Türkçe’ye çevrilecekti. 50’şer kuruş aylıklı üçüncü sınıf 1829’da, 100’er kuruş aylıklı dördüncü sınıf 1833’te açılabildi. Üçüncü sınıfa fizyoloji ve ilâçların yararlarıyla ilgili dersler eklendi. Son sınıfta ise fizik, botanik ve fen bilimlerine ağırlık verildi, ayrıca uygulamalı tıp eğitimi yaptırılmaya başlandı.

Asâkir-i Mansûre’nin tüzüğünde her bölüğe bir cerrah verilmesi öngörüldüğünden bu alanda da eleman yetiştirmek amacıyla daha kuruluş yıllarında ayrı bir cerrah sınıfı açıldı; İstanbul cerrahlarından yirmi kişi seçilip eğitilerek Mansûre bölüklerine dağıtıldı. 50’şer kuruş aylıklı yirmi öğrenciye her gün kurşun çıkarma, damar bağlama, kemik kesme, kırık çıkık tedavisi gibi savaş cerrahîsi ağırlıklı eğitim ve uygulamalar yaptırılması, yetişenlerin ordu cerrahlarının yanına gönderilmesi kararlaştırıldı.

Mekteb-i Tıbbiyye Nâzırı Abdülhak Molla’nın cerrah adaylarının Gülhane’deki hastahanede pratik yapmalarının daha iyi olacağına dair raporu üzerine 1832’de Topkapı Sarayı sahilindeki Hastalar Odası’nda Asâkir-i Hassa-i Şâhâne Cerrahhânesi adıyla bir cerrahhâne kuruldu. Tulumbacıbaşı Konağı’nın aynı çatı altında hizmet gören tıphâne ve cerrahhâneye (Cerrahhâne-i Âmire) dar gelmesi sebebiyle cerrahlık sınıfının yirmi öğrencisi de 1833’te buraya nakledildi. Üç sınıflık cerrahhânenin başına getirilen Sade de Calère yatılı öğrencilere cerrahî uygulamalar yaptırıyor, Konstantin Efendi ilâç ve tıp bilgilerini öğretiyordu. Eğitimini tamamlayan öğrencilere staj yaptırılıyordu. Bu okul Cerrahhâne-i Ma‘mûre adıyla tanındı. 1833 yılında Mekteb-i Tıbbiyye’nin ve cerrahhânenin son sınıf öğrencilerinden imtihanla seçilen altmış üç kişi hastahanelerde görevlendirildi. Hasta muayene ve ilâç yazma belgesi bulunanlar da alay ve tabur hekimlerinin yanına yardımcı tabip ve cerrah, birkaç yıl stajyerlikten sonra da müstakil hekim ve cerrah olarak tayin edildi.

Tulumbacıbaşı Konağı’nın satılması üzerine 1836’da tıphâne yer darlığı çeken cerrahhâne ile birlikte Topkapı Sarayı’ndaki Otlukçu Kışlası’na nakledildi ve yatılı hale getirildi. Eğitim programı yeniden düzenlenerek tıp ve cerrahlık öğrencilerinin üç yıl birlikte okutulmaları sağlandı. İlk sınıflar dil ağırlıklı olup üçüncü sınıfta anatomi öğretiliyor, son sınıflarda ise eğitim tıp ve cerrahlık bilimleri diye ikiye ayrılıyordu.

Hekimbaşı ve mektep nâzırı Ahmed Necib Efendi’nin yeni bir tıphâne binasına ihtiyaç duyulduğu yolundaki raporu üzerine yeni bina inşaatının çok masraflı ve uzun süreceği endişesiyle mektep, onarımdan geçirilen ve yeni bölümler eklenen Galatasaray’daki Enderun Ağaları Mektebi’ne taşındı (Ekim 1838). Mekteb-i Tıbbı Cedîd veya Mekteb-i Cedîd-i Âmire denilen okulun müdürü Osman Sâib Efendi idi. Dört sınıfın öğrenci mevcudu görevlilerle birlikte 209’a ulaşmıştı.

II. Mahmud’un iradesiyle Viyana’dan getirtilen Karl Ambros Bernard okula muallim olarak tayin edildi. II. Mahmud’un 14 Mayıs 1839’da mektebi ziyareti üzerine padişahın “Adlî” mahlasına nisbetle Mekteb-i Tıbbiyye-i Adliyye-i Şâhâne olan okulun adı diplomalarda “L’Ecole Adliyée Impériale de Médecine” şeklinde yazılmaya başlandı. Bulunduğu yere bağlı olarak ise “L’Ecole de Médecine de Galata-Sérai” diye anılıyordu. Okulda eğitim dili Fransızca idi. Sultan Mahmud’a izâfe edilen açılış nutkunda, bundan amacın Batı’daki tıbbî gelişmeleri dilimize aktarmak ve ülkenin her yerine yaymak olduğu belirtilir. Galatasaray Mekteb-i Tıbbiyyesi’nde kütüphane, görevli odaları, klinik, 300 kişilik yatakhane ve yemekhane, padişah dairesi, matbaa gibi birimlerle anatomi preparatları, tabiat tarihi koleksiyonları ve büyük bir botanik bahçesi bulunuyordu. Hocalar arasında birinci muallim olarak yer alan Bernard ders programını Viyana’daki Josef Akademisi (Josefinum) tarzında yeniden düzenledi. Hasta başında klinik eğitime önem verdi ve başarılı ameliyatlar yaptı. Mahkûm ve esir kadavraları üzerinde anatomik çalışmalar başlattı. Fizik laboratuvarı ve teşrihhâne geliştirildi. Öğrenciler bakalorya ve doktora tezi imtihanları vermeye mecbur tutuldu. Yeni programı takip edemeyenlerin cerrah ve eczacı yetişmeleri sağlanarak üç yıllık eczacılık mektebinin temeli atılmış oldu.

Tanzimat’ın ilânından sonra Mekteb-i Tıbbiyye Nâzırı Abdülhak Molla’nın teklifi üzerine yabancı dile âşina olan ve tıp eğitimi almak için yurt dışına giden çocukları kazanmak amacıyla gayri müslim tebaadan da öğrenci alınmaya başlandı. Hahambaşının isteğiyle Mûsevî öğrencilerin ibadetleri için imkânlar sağlandı. 1842-1843 öğretim yılında Mekteb-i Tıbbiyye’ye öğrenci hazırlayan üç yıllık idâdîlerin ilâvesiyle tıp ve cerrahî eğitiminin toplam süresi yedi yıla çıktı. Eczacılık dersleri pratik ve teorik olarak iki bölümden oluşuyordu.

Mekteb-i Tıbbiyye’de cerrahî öğrencilerine ebelik de öğretilmekle birlikte kadınlara ebelik derslerinin verilmesi ve uygulamalar 1842’de başladı. 1844’te Kimyahâne yeniden inşa edildi ve anatomi müzesi zenginleştirildi. 1845’te Bernard’ın ölümüyle boşalan birinci muallimliğe Sigmund Spitzer getirildi, aynı yıl Mekteb-i Fünûn-ı Tıbbiyye adıyla anılan okula ertesi yıl Mekteb-i Tıbbiyye-i Mecîdiyye denildi. 1845-1846 öğretim yılında ibtidâî ve idâdî ile tıp ve cerrahî dönemleri beşer yıla çıkarılınca tahsil süresi on yıl oldu. Eczacılara birinci ve ikinci sınıf olmak üzere iki tip diploma veriliyor, ebe adayları da teorik ve pratik derslere devam ediyor, ayrıca cerrah yardımcısı ve yardımcı sağlık hizmetlisi yetiştiriliyordu.

Sultan Abdülmecid’in isteği üzerine bazı okul mezunları 1847’de Avusturya’ya gönderildi ve buradaki imtihanda gösterdikleri başarı Mekteb-i Tıbbiyye’deki eğitimin üst seviyede olduğunu kanıtladı. 1847-1848 öğretim yılında hazırlık süresi dört, tıp ve cerrahî sınıfları altı yıl olarak belirlendi. 11 Ekim 1848’de Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiyye yanınca tedrisat, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun olarak kullanılan Halıcıoğlu’ndaki Humbarahâne’nin bir kısmında sürdürüldü. 1850’de hekimbaşılık kaldırıldı; Mekteb-i Tıbbiyye Nezâreti devam etti. 1861’de İstanbul eczacı usta ve kalfalıkları Mekteb-i Tıbbiyye diplomalılarına tahsis edildi. Kırık çıkık elemanı olmak isteyenlere de yapılan imtihandan sonra “küçük cerrahlık şehâdetnâmesi” verilmekteydi. Okul 1866 yılında Sirkeci’deki Demirkapı Kışlası’na nakledildi; Eylül 1873’te de Galatasaray’daki Mekteb-i Sultânî binasına taşındı. Ancak 1876’da Mekteb-i Sultânî kendi binasına döndüğü için tekrar Demirkapı Kışlası’na nakledildi. İdâdî kısmı da Kuleli’ye gönderildi.

1853-1856 Kırım savaşında duyulan âcil hekim ihtiyacı üzerine eğitim dilinin Türkçe olması için başlatılan çalışmalar 1866’da kurulan Cem‘iyyet-i Tıbbiyye-i Osmâniyye’nin gayretleriyle daha da hızlandı. Aynı yıl içinde Mekteb-i Tıbbiyye bünyesinde Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiyye-i Şâhâne’nin devreye sokulmasıyla 1867’de Türkçe tıp eğitimi kısmen başlatıldı. Bu sivil tıbbiyede özellikle İstanbul dışında çalışacak belediye hekimlerinin yetiştirilmesi amaçlanmıştı. Buraya ilk anda rüşdiye mezunu veya o derecede bilgisi olan on altı-yirmi yaşları arasında elli kişi alınacak ve eğitim süresi beş yıl olacaktı. Askerî ve sivil mektebin hocaları genellikle aynı kişilerdi. Okula ilgi çoğalınca teşvik için kaldırılan doktora mecburiyeti tekrar getirildi ve bir yıllık klinik eğitim eklenerek okul süresi altı yıla çıkarıldı. Öğrenci sayısının artması üzerine Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiyye-i Şâhâne Ahırkapı’da biri mektep, diğeri klinik olarak inşa edilen binalara taşındı. Ancak zamanla burası da yetersiz kaldığı için 1894’te Kadırga meydanındaki Menemenli Mustafa Paşa Konağı sivil tıbbiyeye tahsis edildi, ayrıca burada ek binalar yapıldı.

Türkçe eğitim başarılı olunca 1870’te Askerî Tıbbiye’de de ilk sınıftan itibaren tedrisatın Türkçeleştirilmesine başlandı. Askerî Tıbbiye mezunları 1870’te hekim, cerrah ve eczacılar için askerî tatbikat mektebi kabul edilen Haydarpaşa Askerî Hastahanesi’nde iki yıl staja tâbi tutularak tabur ve hastahanelere tayin edildi. Aralarında başarılı olanların Paris ve Viyana’ya gönderilerek bilgilerini arttırmaları sağlandı. Eğitimin Türkçe olmasından sonra Türk tıp gazeteleri, dergiler ve çok sayıda tıp kitabı yayımlandı. Mektepteki Türk ve müslüman hoca ve öğrenci sayısı arttı. Ancak Fransızca eğitimin zararlı etkileri senelerce sürmüş, uzun yıllar reçeteler Fransızca yazılmış, konsültasyonlarda Fransızca konuşulmuş ve sağlık kuruluşlarının kadrolarında üstünlük yıllarca gayri müslimlerin elinde kalmıştır.

1887’de Demirkapı’daki Askerî Tıbbiye bünyesinde kuduz müessesesi, ertesi yıl aşı evi, 1893’te bakteriyolojihâne ve bir yıl sonra doğumevi açıldı. Tamir ve tâdil edilen Gülhane’deki bina 150 yataklı hastahane haline getirilip 1898’de Gülhâne Tatbikat Mektebi ve Serîriyat Hastahanesi olarak açıldıktan sonra stajlar burada yapılmaya başlandı. Aynı yıl her iki tıbbiyede tahsil süresi idâdîden sonra altı yıl oldu. Kuleli’deki Mekteb-i İ‘dâdî-i Tıbbiyye’den çıkan talebeler Askerî Tıbbiyye’ye, Mekteb-i İ‘dâdî-i Mülkiyye’den çıkanlar Tıbbiyye-i Mülkiyye’ye alındı. Demirkapı Kışlası’nın yetersiz kalması üzerine Askerî Tıbbiye de II. Abdülhamid tarafından Mimar Alexandre Vallaury ile Raimondo d’Aronco’nun planlarına göre 1894’te Haydarpaşa’da inşasına başlanan binada 1903’te eğitime başladı.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilânını müteakip İstanbul’da iki tıp okulunun birleştirilmesi söz konusu olunca sivil tıbbiye hocalarının Maarif Nezâreti nezdindeki girişimleriyle Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiyye, Tıp Fakültesi adıyla yeniden kuruldu ve İstanbul Dârülfünunu’nun bir şubesi oldu, ilk dekanlığına Cerrahî Kliniği muallimi Cemil (Topuzlu) Paşa getirildi. 1909’da Askerî Tıbbiye’nin ilhakıyla iki okul Dârülfünûn-ı Osmânî Tıp Fakültesi adıyla birleştirildi ve 1933 yılına kadar Haydarpaşa’daki binada kaldı. 1933’te yapılan üniversite reformuyla okul İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi adını aldı. Ancak zamanla kadroların yığılması ve yer darlığı sebebiyle burası 1967’de İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp fakülteleri şeklinde ikiye bölündü.

Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/mekteb-i-tibbiyye

ERZİNCAN’DA ALTIN MADENİNDE TOPRAK KAYMASI

Anagold Madencilik tarafından işletilen Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi. Erzincan Valisi, toprağın altında kalan işçilerin olduğunu söyledi.

Erzincan’ın İliç ilçesinde, Anagold Madencilik şirketi tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi.

Arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği maden sahasında kayan toprağın altında işçiler kaldı. Ancak henüz kaç kişinin olduğu bilinmiyor.

Erzincan Valisi Aydoğdu Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada “Toprak altında kalanlar var, sayı net değil. Arama kurtarma çalışmalarımız başladı” dedi.

Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu toprak kaymasının ardından bölgeye hareket ederken; çevre illerden de arama kurtarma ekiplerinin maden sahasına doğru yola çıktığı öğrenildi.

Türkiye’nin en büyük altın ikinci altın madeni olan Çöpler, 2010 yılından bu yana faaliyetine devam ediyor.

Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması yaşandı. Siyanürlü solüsyon ve toprak etrafa saçılırken zarar gören işçi olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Olayın ardından bölgeye gelen Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, “Toprak altında kalan çalışanlar var, kişi sayısı belli değil” dedi. Çöpler Altın Madeni, siyanür sızıntısı nedeniyle ceza alan Anagold Madencilik tarafından işletiliyor. Anagold’un yüzde 80’i daha önce vergi borcu silinen Kanadalı altın maden şirketi Alacer Gold’a, yüzde 20’si ise Çalık Grubu bünyesinde bulunan Lidya Madencilik’e ait.

9 KİŞİ TOPRAK ALTINDA

Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun, NTV canlı yayınında yaptığı açıklamada, “Şu anda bütün hazırlıklar tamam, çalışma yapılıyor. Ekipler yönlendirildi. İlk belirlemelere göre 9 kişi toprak altında gözüküyor” dedi.

ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARI BAŞLADI

Olayın ardından bölgeye gelen Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, burada yaptığı açıklamada “Toprak altında kalan çalışanlar var, kişi sayısı belli değil. Arama kurtarma çalışmalarımız başladı” dedi.

Vali Aydoğdu’nun açıklamasının tamamı şöyle:

“Şu anda o bölgede olan arkadaşların tespiti yapıldı. Net bilgi vermek için beklemek lazım. Kamuoyunu kısa bir süre sonra bilgilendireceğim. 25 dakika içerisinde Erzincan’dan varmış olduk. Şu anda o bölgeye vardık. Bu işlemde toprak dışarı çıkarılıp istifleniyor. O sırada bir toprak kayması gerçekleşiyor. Bütün arkadaşlarımız bunun nedeni üzerinde çalışıyorlar.  Toprak altında kalan çalışanlar var, kişi sayısı belli değil.”

Erzincan'da Çöpler Altın Madeni'nde toprak kayması

Zonguldak’ta Maden Ocağında Göçük

Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde özel maden ocağında meydana gelen göçükte mahsur kalan 2 işçiden biri kurtarıldı, diğerinin cansız bedenine 5 saat süren çalışma sonrası ulaşıldı.

Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde faaliyet gösteren özel bir maden ocağında henüz belirlenemeyen nedenle göçük meydana geldi.

Göçükte mahsur kalan işçiler Murat Çetinkaya ve Erdem Y.’nin bağırması üzerine mesai arkadaşları tarafından kurtarma çalışması başlatıldı.

İhbar üzerine bölgeye jandarma, 112 Acil Sağlık, AFAD ve Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tahlisiye ekipleri sevk edildi.

Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, TTK Genel Müdürü Muharrem Kiraz ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Cezmi Yalınkılıç da bölgeye gelerek bilgi aldı.

Göçükten çıkarılan ve durumunun iyi olduğu öğrenilen işçilerden Erdem Y, ilk müdahalenin ardından Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Vali Hacıbektaşoğlu, gazetecilere, saat 21.00 sıralarında özel maden işletmesinde 35 kişinin olduğu vardiyada, 2 işçinin çalıştığı ayakta göçük meydana geldiğini duyurmuştu.

Hacıbektaşoğlu, ihbarın ardından ekiplerin olay yerine intikal ettiğini belirterek, “Az önce iki madenci arkadaşımızdan biri sağ olarak çıkarıldı, kendinde ve şuuru açık. Diğer işçimizin de sağ olduğunu, ses alındığı biliyoruz. Bütün ekiplerimiz burada. İnşallah kısa zamanda da ona ulaşmalarını bekliyoruz. Geçmiş olsun.” açıklamasını yapmıştı.

Ekiplerin 5 saat süren çalışması sonucu maden işçisi Murat Çetinkaya’nın cansız bedenine ulaşıldı.

Çetinkaya’nın cenazesi, Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.​​​​​​​

Zonguldak'ta maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti

Katil İsrail’den Anaokulunda Katliam…

Barbarlıkta sınır tanımayan İsrail katliamlarına devam ediyor. Açlığın ve hastalıkların pençesindeki Gazze’de bu kez anaokuluna sığınan siviller öldürüldü. Bir gecede 92 masum daha katledildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), İsrail’in, halkı zorla aç ve susuz bıraktığı Gazze Şeridi’nde yaşanan benzersiz felakette, insanların dünyanın gözü önünde ölmeye devam ettiğini bildirdi.

UNRWA’nın X sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, İsrail’in saldırıları ve ablukası altındaki Gazze Şeridi’nde gün geçtikçe derinleşen açlık ve insani krize dikkat çekildi.

ALTIN MADENİNDE GÖÇÜK MEYDANA GELDİ

Mali’de kaçak altın madeninin çökmesi sonucu 70 kişi öldü.

Mali’de hafta sonu kaçak altın madeninin çökmesi sonucu en az 70 kişinin öldüğü bildirildi.

Madencilik Müdürlüğünden üst düzey bir yetkili, güneybatıdaki Koulikoro bölgesindeki Kangaba ilçesinde kaçak işletilen bir altın madeninin çöktüğünü belirtti.

Yetkili, olayda en az 70 kişinin yaşamını yitirdiğini ve arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.

Afrika’nın en büyük üçüncü altın üreticisi Mali’de yasa dışı madencilik faaliyetlerinde bu tarz kazalara sık rastlanıyor.

Nijerya'daki Altın Madeninde Göçük Meydana Geldi!

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 7 Büyüklüğünde Deprem

Kırgızistan’da 7 büyüklüğünde deprem

Çin Deprem Ağları Merkezinin (CENC) büyüklüğünü 7,1 olarak açıkladığı Çin’in Sincan Özerk Bölgesi’ndeki depremde, henüz can kaybı bildirilmedi.

CENC’ten yapılan açıklamaya göre, merkez üssü Aksu ilinin Üçturfan ilçesine bağlı Vuşi kasabası olan sarsıntı, Aksu il merkezinin yaklaşık 140 kilometre batısında, Kırgızistan ve Kazakistan sınırı yakınındaki dağlık bölgede, yerin 22 kilometre derinliğinde meydana geldi.

Depremde henüz can kaybı bildirilmezken, yerel saatle 03.00 itibarıyla (TSİ 22.00) merkez üssüne 20 kilometre mesafedeki 20 köyde iki evin ve bazı ahırların yıkıldığı aktarıldı.

Depremin ardından bölgede en büyüğü 5,3 olan artçı sarsıntılar kaydedildi.

Ulusal basındaki haberlerde Aksu ilinden 60, Vuşi ilçesinde 10 kişilik arama kurtarma ekibi afet bölgesinde hareket ettiği, 800 kurtarma görevlisinin de acil durum için teyakkuza geçtiği bildirildi.

Sarsıntılar nedeniyle Aksu il merkezinde vatandaşlar eksi 10 dereceyi bulan soğuğa rağmen evlerini terk ederek sokaklara çıktı.

Deprem, Aksu il merkezinin yanı sıra Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin Kaşgar, Hotan ve Urumçi şehirlerini de etkiledi.

İlk açıklamasında Kırgızistan’da merkez üssü Kızıl-Su olan 7,0 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini bildiren USGS, daha sonra depremin merkez üssünü Çin’in Aykol kasabası olarak güncelledi.

Deprem başta Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan olmak üzere bölge ülkelerinde de hissedildi.

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te şiddetli sarsıntıdan ötürü halk paniğe kapılarak evlerini terk etti ve sokaklara çıktı.

Kırgızistan Acil Durumlar Bakanı Boobek Ajikeyev, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yerel saatle 00.09’da meydana gelen deprem sonucunda ülke genelinde hasar ve can kaybının olmadığını aktardı.

Kazakistan Acil Durumlar Bakanlığı da depremin, Almatı’da 4 büyüklüğünde hissedildiğini açıkladı.

Sosyal medyada, depremin hissedildiği ülkelerde insanların sokağa çıktığı görüntüler dikkati çekti.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), daha önce depremin büyüklüğünü 7,0 olarak bildirmişti.

Kurumun internet sitesinden verilen bilgiye göre, TSİ 21.09’da Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki merkez üssü Aksu ili olan 7,0 büyüklüğünde deprem meydana geldiği belirtilmişti.

İlk açıklamasında Kırgızistan da merkez üssü Kızıl-Su olan 7,0 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini duyurmuş, daha sonra merkez üssünün Çin sınırlarında olduğu açıklanmıştı.

TOKYO da PİSTTE İKİ UÇAK ÇARPIŞTI

İçinde yaklaşık 400 yolcusu bulunan Japonya Havayolları’na ait bir uçak, Tokyo Haneda Havalimanı’na inerken pistte bulunan bir sahil güvenlik uçağıyla çarpıştı.

New Chitose Havalimanı’ndan Haneda Havalimanı’na giden Japon Hava Yolları’na ait 516 sefer sayılı uçak, iniş sırasında Japonya Sahil Güvenlik Kuvvetleri’ne ait bir uçakla çarpıştı. Çarpışma sonrası tamamen alevlere teslim olan uçak anbean kameraya yansıdı. Tokyo İtfaiye Departmanı tarafından yapılan açıklamada ise iki uçağın pistte çarpıştığı doğrulandı, yetkililer söndürme çalışmalarının devam ettiğini bildirdi. Japon basını ayrıca uçağın içinde 367 yolcunun bulunduğunu yazdı.

Yetkililer uçakta bulunan yolcuların acil durum kaydıraklarını kullanarak kaçıştığını duyurdu. Japon medyası ise uçakta toplam 367 yolcu ve 12 kabin görevlisinin bulunduğunu hatırlatarak herkesin başarılı bir şekilde tahliye edildiğini aktardı. Ayrıca; kaza sonrası sahil güvenlik uçağında bulunan 6 kişiden yalnızca birinin kaçtığını, 5 kişiden ise haber alınamadığı belirtildi.

 

 

BM Sözcüsünden İsrail’e Sert Tepki

İşgalci İsrail, Gazze’de soykırıma varan katliam saldırılarına bir aydan uzun süredir devam ediyor. Gazze’de vurulan BM okullarıyla ilgili İsrail’e sert tepki gösteren BM Sözcüsü Dujarric, ”BM bayrağı altına sığınan kişilerin bombalanması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) ait okullarda “Hamas askeri karargahları ya da silahlar bulunuyor mu?” sorusuna cevaben Dujarric, “Okullar sivillerin sığınması için kullanılıyor. Muharip kişiler bulunmuyor.” dedi.

Dujarric, “Okulların koordinatları bildirildi. Okullar uzun zamandır orada, bir gecede de ortaya çıkmadılar. BM bayrağı altına sığınan kişilerin bombalanması kabul edilemez.” ifadelerini kullandı.

Here's how you can help people in Gaza right now. ‹ Literary Hub

KATİL İSRAİL, SATILMIŞ VE SUSAN LİDERLER…

Her şey yazılan senaryolar doğrultusunda oynanan oyundan ibaret. Senarist belli, baş roldekiler hiç ummadığımız kişiler, koca koca liderler…

Tüm insanlık figüran rolünde. Ama kahramanlar bugünlerde ortaya çıkar ve senaryo duman olur.

İnsani ve vicdani tarafı önde olan kahramanların, bu hayvani yanlarına kurban olmuşlara haddini bildirme zamanı geçiyor.

Dünya avuçlarında ve her renge boyuyorlar. Tüm insanlık topyekun birlik olabilirse insanlık kazanacak. Yoksa şeytani akıl her türlü kirlettiği bu dünyayı cehenneme çevirecek.

Dinler, inançlar ve ırkçılık beynini kiraya verenlerde her zaman kutuplaştırma potansiyeli oluşturan etkenler. İnsanı vasıflar bizi birleştiren asıl hareket noktamız olmalıdır. …cılık – culukları acilen bir kenara bırakarak, farklılıkları bir kenara atıp, insanlık olarak birlikte yekvücut olmayı başarmak zorundayız. Zira insanlık tehlike ve tehdit altında.

Cenevre sözleşmeleri hep bizim uymamız için yazılmış. UN, IFRC, UNICEF, WHO ve tüm uluslararası kurum/kuruluşlar nerede? Yürürlükteki uluslararası sözleşmeler iptal mi oldu? Demek ki; kurallar bizim için, adını demokrasi koydukları ancak bir sopa gibi bize karşı kullandıkları özgürlük/şımarıklık onlarınmış. Oynayın bakalım oyunlarınızı. İnsanlık insan olduğunu ve asli vasıflarını hatırladığında bu had bilmezlere haddini bildirecektir.

Star Kıbrıs - HASTANEDE KATLIAM - İsrail Gazze'de hastaneyi bombaladı,  dünya şoka girerken İslam dünyası ayağa kalktı...

TEKİRDAĞ ÇERKEZKÖY’DE FABRİKA YANGINI

Tekirdağ’da bir fabrikada çıkan yangında, alevler fabrikayı sardı.

Gökyüzünü dumanların kapladığı yangında zaman zaman patlamalar yaşanırken itfaiye ekipleri yangını kontrol altına almaya çalışırken, polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi aldı.

Zaman zaman patlamaların da yaşandığı yangına, ekiplerin müdahalesi sürüyor.

Yangının diğer fabrikalara sıçrama ihtimaline karşı ekipler tedbirlerini arttırdı.

Tekirdağ’da kimya fabrikasında yangın - 5

 

Tekirdağ’da kimya fabrikasında yangın - 2